27 Aralık 2010 Pazartesi

Son Nefes: Öncesi ve Sonrası

Gece oldu, gün karardı.
Gözlerimi kapatırken,
Biliyordum güneş oradaydı.

Oysa ki,
Söyleyecek çok şeyim vardı.

Aklımda azda olsa kaldı.
Benliğimi esir ederken,
İçeri sızan bir ışık vardı.

Sanki bir şeyler yarım kaldı.
...

Karşılık beklemeden hep sevdi.
En çıkmaz anlarında dahi,
Bulamadı hiç aradığı şefkati.

Acı ile dövülen ruhu, günbegün eridi.
Yaşadığı tüm yalnızlığa rağmen,
Bugüne kadar direndi.

Özlemini duyduğu sade bir yar'dı.
Ölüme yürürken dahi,
Rüzgarı alamadı ardına hiç bahtı.

Herkesin tek görebildiği,
Yaşlanmış ruhunun
İçinde bulunduğu genç bedeni idi.



Nevzat Orkun Çeviker

22 Aralık 2010 Çarşamba

Uyku

Son 4 5 gündür hiç uyanasım gelmiyor, o kadar güzel rüyalar görüyorum ki, yaşanmışlıklarımın aksine, samimi, içten ve mutlu. Uyuyabildiğim kadar uyumayı yeğliyorum, bu yüzden son zamanlarda okulu biraz askıya aldım. Uyanıyorum, tekrar yorganın içine kafamı gömdükten bir süre sonra yine uyuyorum ister istemez. Sonra tüm günümü o rüyaların hayaliyle, kafamın içinde olan yeniden gösterimleri ile geçiriyorum. Sanırım yönetmenlerde kendi çektikleri filmler için aynı şeyi söylüyorlardır. Farkındayım kendimi oyalıyorum, gerçekleri görmemek adına tutunacak şeyler arıyorum. Ama er ya da geç yüzümde patlayacak o gerçeklerinde farkında değilim denemez. Sadece erteliyorum, hayatıma dair kurduğum tüm planlar gibi acılarımı da erteliyorum. Olur ya, tıp ilerledi, belki derdimin bir çaresi bulunurda ertelediğim acıları çekmeden kurtulabilirim bir gün. Veya bir sabah gözümü açtığımda asıl tüm bunların rüya olduğu sürprizi ile karşılaşırım. İşte o zaman içten bir 'yaşasın' sözcüğünü duyar benden bu hayat. Yoksa bu gidişte, 'otur yerine, sıfır' cümlesini daha çok duyacak benden...

Nevzat Orkun Çeviker




18 Aralık 2010 Cumartesi

15 Aralık!

Üç gün geçti... Üç gün önce doğum günümdü... Diğer günlerden pek bir farkı olmayan günlerden biri işte. Üniversite yıllarım boyunca hep doğum günüm vize haftası oluyor, ne güzel bir hediye olsa gerek dimi? Mezun olurken gidip hocalarıma ve bölüme teşekkürlerimi ileteceğim sanırsam. Hala da bitmedi sınavlar, projeler, ödevler... Şu ara bir boşluk bulamamıştım bir şeyler yazmak için, sanırım o fırsatı yakaladım şu an. Bu seneye kadar duvarımda 'ne gündü...peh, 15 aralık...' yazıyordu, her sene için ise bir çentik atıyordum. En son 3 çentik olmuştu, keşke silmeseymişim, özleyeceğim aklıma gelmezdi, çentik atmaya ihtiyaç duyacağım gibi. Doğum günü tebrikleri genelde en kötü günün bugün gibi olsun vs. gibi cümleler üzerinden yürüdü bu senede, her seneki gibi... Çok ciddiyim, olmasın! Hatta mümkünse 15 aralığı atlayalım. İstemiyorum o günü yaşamayı. İnsan hayattan nefret ederken, yaşadıklarının acısını çekerken nasıl olur da 'doğduğu' güne sevinebilir... Kafasının içinden türlü şeyler geçirirken nasıl olur da mutlu olabilir... Yaşamaktan zevk almayan bir beden, bir ruh için 'iyi ki doğdun' cümlesi kadar anlamsız ve saçma gelen başka ne olabilir?
...
Hala bu kadar güçsüz ve zayıfken daha büyük acıların hedefi olmaktan korkuyorum. Elbet yaşanacak acılar, gün gelecek ama o günün yarın olmasından korkuyorum! Ben daha hazır değilim, hele ki daha kendi benliğimi kabullenememişken. Lanet olsun! Engel olamıyorum bu düşünce seline, kapıldım gidiyorum. Karşı koymak için içinde bulunduğum her çabanın sonu hüsran oluyor. Bitkinim, yorgunum, mutsuzum... Akıntıya karşı kürek çekemiyorum artık, acılarımın esiri oldum. Beynimi kemiriyorlar yaşadıklarım ve yaşamaktan korktuklarım. Bir başımayım, yalnızım ve hiç bir beden bu yalnızlığımı dindiremiyor, dindirebileceğine olan inancımda günbegün azalıyor... Kontrolümü kaybediyorum, sanki yüksekten düşer gibi, engel olamıyorum. Hızla kaçınılmaz olan sonuma yaklaşıyorum. Ve sen, beni yarattığını iddia eden, sana olan inancımda olabildiğine eriyor. Beni aşağı atan sendin, benle birlikte inancımında yok olacağı gerçeğini nasıl göz ardı edebildin. Ve korkularım, beden buldukça da devam edecek bu çöküş.

Nevzat Orkun Çeviker

14 Aralık 2010 Salı

Yalan

Onca düşlerin ardından,
Geride yok mu eksik kalan?
Şimdi anladım, çok geçti zaman
Meğerse hepsi koca bir yalan.

Ağzından çıkan hep yalan dolan
Bir şekilde hep sona varan
Yüreğimin derinlerinde yatan
Fırtına misali aniden kopan

N.Orkun Çeviker

11 Aralık 2010 Cumartesi

Ben olmak isterdim

Ben olmak isterdim
Herşeyden çok belkide,
Ben olmak isterdim
Hayalini kurduğun erkek.

Günlerce, gecelerce düşünüp,
Yüreğinde heyecan yaratan
Ben olmak isterdim
Sarılıp koklamak istediğin erkek.

Kendini çaresiz hissettiğin anda,
Sesini duyup rahatlamak isteyeceğin
Ben olmak isterdim
Teninde huzur bulacağın erkek.

En sıcak gülümsemenle kaşılayıp
En içten ses tonunla konuşacağın
Ben olmak isterdim
Geceleri sevgisiyle ısınacağın erkek.

Ben olmak isterdim,
Herşeyden öte senin olacak,
Seveceğin erkek.

Nevzat Orkun Çeviker

Bir Rüya İçin Ağıt

Tiyatral bir rüyanın son perdesinde gibiyiz. Ben uyanmak istemeyeni, sen ise biran evvel uyanıp gözlerini ovalamak isteyeni oynar gibiyiz. Oysaki rüyayı mutlu kılabilmek için tüm iyi niyetimle elimden geleni yapmıştım. Biliyorum son perdeyi er ya da geç oynayacağımızı fakat hüzün dolu bir finalin hele ki bu kadar erken olabileceğini aklıma getirmemiştim hiç. Kaçınılmaz olan bir sonu bu kadar kötü oynayabileceğimizi düşünemezdim bile… Sence de iyi bir sona hazırlıklı olmamız gerekmez miydi? Dediğin gibi kaybedeceğin bir şey yoktu, nede olsa gidecek olan sen, geride kalansa ben. Keşke aynı anda gidebilme gibi bir ihtimalimiz olsaydı da omuzlarıma çöken yükü hafifletebilseydim. Neyse ki artık daha zor yaralanıyorum ve daha kolay kabuk tutabiliyor yaralarım. Buda benim züğürt tesellim işte… Kimseyi suçlamıyorum, suçlu hayatın ta kendisi ki, tabi bir mutluluğu bana hak görmeyen. Yanlış zamanda, yanlış yerde, yanlış insanların hayatıma girmesine neden olan. Tüm yanlışlıkların koca bir hata olan ‘ben’in etrafında toplanması. Alışıyorum buna, alışıyorum yaşanmışlıkların bir adım ötesine geçemeyip, hayallerin metrelerce berisinde kalmaya. Hayatımla paralel tuttuğum hayallerimi birbiriyle kesiştirememeye alışıyorum. Alışmaktan öte kabulleniyorum istemeyerek. Herkes gibi bende değişiyorum… İyi değiliz, iyi değilim ve iyi rolü oynamak dahada kötü yapıyor beni.

Nevzat Orkun Çeviker

7 Aralık 2010 Salı

Yalnızlığı öğrenmek zorundasın çocuk...

Sevdim, değer verdim, önemsedim, biranda herşeyim oldun, herşeyim yaptım... Ama en büyük hatam buymuş... Sevmek, değer vermek... Hepsi koca bir boşlukmuş senin için, değersiz koca bir boşluk... Tüm iyi niyetimle açmıştım sana kalbimi, tüm saf duygularımla ortak etmiştim seni yüreğime. Hata bendeymiş ki kendimi ağırdan satmamışım. Bana sahip olduğunu hissettirmişim, meğer sende farksızmışsın, meğer sende sahip olup, s*ktiri çekenlerdenmişsin. Eski yazdıklarına bakıyorum...birde son zamanlardakilere... Birde hala ben değişmedim diyebiliyorsun ya en çokta ona şaşıyorum! Ama dediğim gibi hata bendeki sana kaptırdım kendimi. Keşke en başta kıyıpta canını yakabilseydim biraz, şu an çok daha farklı bir konumda olurduk o zaman...  



"Child of the wilderness
Born into emptiness
Learn to be lonely
Learn to find your way in darkness

Who will be there for you

Comfort and care for you
Learn to be lonely
Learn to be your one companion

Never dreamed out in the world
There are arms to hold you
You’ve always known your heart was on its own

So laugh in your loneliness
Child of the wilderness
Learn to Be lonely
Learn how to love life that is lived alone

Learn to be lonely
Life can be lived life can be loved alone"

1 Aralık 2010 Çarşamba

Aşk Mimi

Blogumun herhalde tek takipçisi olan Lethe mim'lemiş beni bu mim'dede :)
Mim’in konusu: “Size göre aşk nedir? Bir ilişkiden neler beklersiniz?”

Öncelikle 'aşk'ın ne olduğunu tanımlayabilmek için 'aşk'ın varlığına inanmak gerekir, evet 3 harften ve tek heceden oluşan 'aşk' tamda göründüğü gibidir. Mutlaka 'aşk'a burnunu sokan bir 3. kişi oluyor ve tek nefeste bitiyor bu güzel duygu. Çünkü karşılıklı yaşanamıyor, sen aşık olursun ama onun beklentileri farklıdır, o sana aşık olur ama senin bu ilişkiden öngördüğün şeyler farklıdır. Yani asla ortak bir yol bulunup, o ortak yolda elele yürüyemezsin. Hepsinden öte aşk fedakarlık ister, anlayış ister, empati ister, özveri ister, bencil olmayıp paylaşabilmeyi ister ve hepsinden öte dürüst ve saygılı olabilmeyi ister! Bunları bir kenara bırakıp 'ben aşığım, çok seviyorum' demek bence 'aşk'ı ayaklar altına almaktır. Zaten günümüzde gerçek aşk ne kaldı, nede yaşanıyor... Liselilerin ergen oyunlarına alet olmuş, kirlenmiş bir 'aşk' kelimesinden ne bekleyebilirsiniz ki... Gerçek aşk ile ilgili en acı tarafsa, farkına varmadan avucuna almasıdır seni. Yüzünde aptal bir gülümseme, aklında yaşanmamışlıklarınızla ilgili hayaller içerisinde buluverirsin kendini bir anda, ve anlarsın ki, 'aşk'...
Ven ben biriyle bir ilişki içerisine gireceksem, saydığım şeyleri verebileceğime inandığım için girerim ve haklı olarak ta aynı şeyleri beklerim. Bir ilişkiyi ne acılarımı unutmak ne de pişmanlıklarımı dindirmek için kullanırım. Ya sevdiğim için varımdır, ya da sevmediğim için yokumdur. Hepsi bu.


...
Bir mim'de benden size;
http://aylakmatmazel.blogspot.com/
http://darkmirror7.blogspot.com/
http://tugcesenguller.blogspot.com/
http://cakmayunantanricasi.blogspot.com/

http://pisibu.blogspot.com/

http://imgeselzihin.blogspot.com/

28 Kasım 2010 Pazar

Bir mim'dir, iki mim'dir... Anladın sen onu :)

Lethe mimlemiş beni, işte cevapların :);

1.en sevdiğiniz kelime:
İyi olmadığım halde iyiyim demek. (bknz: 
"Neden yorgunsun sorusuna cevap aramaktan, 'Ve bunu sormasınlar diye gülümsemekten yoruldum'." - Cemal Süreya)
2.nefret ettiğiniz kelime
"Ya sen çok iyi birisin ama..." diye başlayan cümleler.

3.Ne sizi heyecanlandırır.
Yolculuklar.
4.Heyecanınızı ne öldürür:
Hayal kırıklığı.
5.En sevdiğiniz ses
Derinden gelen kuş cıvıltısı.
6.Nefret ettiğiniz ses:
Seni dinlemeden hararetle bağırıp çağıran insan.

7.Hangi mesleği yapmak istemezsiniz:
Tarafsız olunması gereken meslekler.
8.Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz:
Müzik aletlerine yatkınlık.
9.Kendiniz olmak istemeseydiniz kim olmak isterdiniz:
Kurtuluş Savaşı'nda savaşmış herhangibiri.
10.Nerde yaşamak isterdiniz;
Pontevedra yada doğa ile içiçe olan herhangibir yer.
11.En önemli kusurunuz:
Hayat deneyimlerimden ders çıkaramamam ve kalbimin sesinin herzaman ağır basması.
12.Size en fazla keyif veren kötü huylarınız:
Açık sözlü olmak.
13.Kahramanınız kim:
M.K. Atatürk
14.En çok kullandığınız kötü kelime:
Lanet olsun!
15.Şu anki ruh haliniz:
Hastalıklı.
16.Hayat felsefenizi hangi slogan özetler:
Karma felsefesi.

17.Mutluluk rüyanız:
Sırtıma çantamı takıp, Türkiye'den başlamak üzere sırasıyla Doğu Avrupa, Batı Avrupa, Rusya, Orta Asya, Uzak Doğu, Avustralya şehirlerini dolaşmak.
18.Sizce mutsuzluğun tanımı:
Hayatı kabullenememek.
19.Nasıl ölmek isterdiniz
Kafadan tek kurşunla ani bir ölüm veya uyurken ya da olabildiğince yüksekten atlayıp aşşağı doğru düşerken benliğindeki kötüye dair olan herşeyden yavaşça sıyrıldığını hissettikten sonra ansızın çakılmak.

20.Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini isterdiniz:
Özür dilerim.
...

Sorulu mim için;
http://aylakmatmazel.blogspot.com/
http://darkmirror7.blogspot.com/
http://tugcesenguller.blogspot.com/
http://cakmayunantanricasi.blogspot.com/

http://pisibu.blogspot.com/
Bu insanları mimledim bende.

Geri Sayım...

Tükendim, bittim artık… Hayatın bana bir şeyler vermesini beklemekten yoruldum, bu bekleyiş; geçen her saatin ardından ebedi bir bekleyiş olacakmışçasına bir his yaratıyor yavaşça eriyip yok olmaya mahkûm olan yüreğimde… Her geçen saatin ardından daha da yitiriyorum hayata olan inancımı, daha da yitiriyorum sevgiye olan inancımı, kısacası iyiye dair olan tüm duygulara karşı yitip gidiyor inancım ve ben bunu engellemek için hiç birşey yapamıyorum. Elim kolum bağlı, sadece bekliyorum, bekliyorum hızla yaklaşan sonumu… Sıra bana gelecek bir gün elbet, tek isteğim sıranın bana geleceği vakte kadar sıranı olabildiğince iyi değerlendirebilmen, yoksa bir yıldız kayacak bu hayattan, bir yıldızını daha kaybedecek bu hayat. Bu bir isyan değil, sadece yüreğimin derinliklerinden ipini koparıp rahatsızlık verdiği yerden hoyratça, hızlan ve sabırsızca uzaklaşmaya yeltenen haykırışlarım. Bitmek tükenmek bilmeyen yaşlarımın ruhuma düşen yansımalarının küçük bir gölgesi… Ve yaşlarımı kimse üzerine alınmaya kalkmasın, tüm yaşlarım bana baki mutluluğu hor gören şu paylaştığımız hayata! Bu arada söyleyecek daha çok şeyim var ama dediğim gibi; sıramı bekliyorum...

Nevzat Orkun Çeviker

12 Kasım 2010 Cuma

En zayıf yanım; Sol Kolum (!)

Vücudunun hangi parçasını en az seviyorsun ya da nefret ediyorsun diye sorsalar, sol kolum olur cevabım. Evet, sol kolum… Çünkü yaşamım boyunca tüm aptallıklarıma ev sahibi oldu, bir iradesi yokmuş gibi kabullendi kendisine yapılanları… Belki de zamanla sağ kolumun güçlenmesi sonucu bu oldu ama yinede direnmedi boyun eğdi hayatındaki kötülüklerin kuklası haline gelen sağ kolumun yaptıklarına… Bir ömür boyu taşıyacağı derin izleri bir dakika bile düşünmeden kabul etti benliğine. Kendi bedeninde bırakacağı izlerin beni de etkileyebileceğini düşünmeden… İşte en çokta bu yüzden kızarım ona, bu yüzden sevmem kendisini. Feda etmeye hazır olduğum ilk şeyim o olur herhalde. En zayıf yanım işte bu… Şu hayatı bir şekilde kontrol edipte sol koluna insanın söz geçirememesi ne kadar acınası bir durum dimi?

Aslında tüm bu yazdığım kendi aptallıklarını vücudun bilinçsiz bir parçasına yıkmaya çalışan, kendi kendine yaptıklarını kabullenmek istemeyen, yüzleşmekten kaçan bir pesimistin anılarıdır… Yani benim anılarım. <:)

Nevzat Orkun Çeviker

Hareket Vakti

Bir tren garında gibiyim. Valizimin üzerinde bir kenara pineklemiş saatimi bekler gibi, trenin kalkış saatini bekler gibi. Kış’ın en soğuk ayında gibiyim, üşüyorum gecenin en ayazında. Bakınıyorum etrafa benim gibi bekleyen yolculara, hepsinden bir parça tanıdık yüz görüyorum… Hani asla nerden tanıdığınızı çıkaramayıpta bir yerlerden tanıdığınızı hissettirir ya, işte öyle gibi sanki… Zaman kavramımı kaybetmiş bir şekilde etrafı süzerken kendimi kayıp giden saatlerin içinde buluyorum. Zaman su gibi akıyor, ama ne bekleyenler değişiyor ne gün ağarıyor ne hava ısınıyor… Zamanın bu puslu sıkıcı köşesine sıkışmış gibi hissediyorum kendimi, hiçbirşey geçmeyecek gibi, son bulmayacak gibi. Bu ağrı ile daha ne kadar bunu çekeceğini bilmeden insanın sürüncemede yaşaması ne berbat bir durum. Ağır ağır doğrulmaya çalışıyorum soğuktan uyuşmuş ayaklarımın üzerinde. İlk başta sendeliyorum adım atmakta o kadar zorlanıyorum ki, dışarıdan göründüğüm benden utanıyorum, diğer insanlardan kaçırıyorum gözlerimi. Anlamsız bir kaçış içinde hissediyorum kendimi. O kadar kısa süre zarfında o kadar yoğun ve karmaşık duygular içine giriyorum ki kendime şaşıyorum… Gecenin o bitmeyen ayazında kulakları tırmalarcasına trenin düdüğü duyuluyor, valizi bir kenarından sürükleyerek, vagonların açılan kapılarına doğru ağır ağır yol alıyorum. Zar zor çıktığım basamaklardan sonra koltuğuma yerleşiyorum. Öyle bir yorgunluk iniyor ki üzerime, sanki yaşlanmış gibi… Garda beklediğim sürenin aksine o kadar hızlı harekete geçmeye başlıyor ki tren… Trenin gardan ayrılması ile bir hafiflik hissetmeye başlıyorum, bir kuş kadar hafif, bir kuş kadar özgür, uçar gibi yükselmeye başlıyor tren göğe doğru… Ve ruhum tüm zıtlıklarıyla, her bir parçasıyla, her bir anısıyla bedenini terk ediyor…

Nevzat Orkun Çeviker

11 Kasım 2010 Perşembe

İki yol...

Dibe vurmaya ramak kaldı… Toplayın en değerli eşyalarınızı, koyun büyükçene olan valizinize, yolculuk yakın bilesiniz bunu. İnsan düşlemekten vazgeçtiği an, sona yaklaşıyor demektir. Düşlerinden uzaklaştıkça ufuk çizgisi yok olur, uçsuz bucaksız gelen hayat biranda bir sona doğru yaklaşır. Öteki yandan düşlerini ümit ettikçe de asla tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa yakalanır. Yüreği yanar, acı çeker… Sahip olabildiklerinin ötesinde düşlere yelken açmak tehlikeli sularda kol gezmek gibidir… An gelir alabora olursunuz, talihiniz varsa ümit ettiğiniz düşlere kavuşursunuz. Bütün olay iki seçeneğe indirgeniyor; ya bu hayatta tüm düşlerinizle varsınız, ya da asla gerçekleşmeyecek hüzünlü düşler çıkmazında bir başınasınız…

Nevzat Orkun Çeviker

8 Kasım 2010 Pazartesi

"Hayallerinize sevdiceğinizi konuk edecekseniz şayet; asla düşlediklerinizin sahip olduklarınızdan dışarı taşmasına müsade etmeyin."

Nevzat Orkun Çeviker 

1 Kasım 2010 Pazartesi

Bir kedi, bir dünya...


Boşuna umma, hiç kimse için bir dünya olamazsın,
Kimseden bekleme deli gibi sevmesini sakın
Diyorsa aksini, emin ol bu ilişkinin sonu yakın
Sonunda mutlaka hep bir başına kalırsın

Ama unutma, şayet bir fırsat verebilirsen;
Bir kedi için koskoca bir dünya olabilirsin…

N.Orkun Çeviker 

25 Ekim 2010 Pazartesi

Kabus

Ey blog okurları, şu sıralar hiç hoş olmayan rüyalar görüyorum ve çoğunun işaret ettiği şey, sonu kötü bitecek şeyler. Sonu hayırlı olsun demekten başka diyecek bişeyde kalmıyor bana açıkçası. Bak canım sıkıldı şimdi gecenin şu saatinde beni votka'ya koyuverdirdi şu rüyalar. Hayırdır inşallah.
Tamda hayatımı az çok bi düzene, bi rahata, bi huzura getirmeye başlamışken hiç olmadı bu durum bak şimdi. İlle birşeylerin ters gitmesi lazımdı dimi ama? En azından biraz tadını çıkarmama izin versen be hayat? Çok uzun zamanlardan sonra ilk kez kafamı yastığa koyduğumda rahatça uyuyabiliyorum. Bunu çok görme bari bana be hayat! Benden huzuru esirgemene sebep olacak ne yaptım be sana hayat?


N.Orkun Çeviker

6 Ekim 2010 Çarşamba

Her insan mutlu olamaz...
Çünkü; gereğinden fazla özler dünü,
Hak ettiğinden fazla düşünür yarını...
Ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü...

Her insan mutlu olamaz...
Çünkü; gereğinden fazla özler hayatından çıkanları
Hak ettiğinden daha büyük umutla bekler hayatına girecekleri
Ve asla göremez yanı başındakileri...


Erich Fromm

22 Eylül 2010 Çarşamba

Eylül (2)

Eylül ayı... Ne enteresan bir aydır, biranda gelir biranda geçer... Ne olup bittiğini anlamazsın bile... İçinde bulunduğu mevsimi öyle güzel anlatır ki; sonbahar... Diğer sonbahar aylarına benzemez, 'son'baharın habercisidir, ilk o an anlarsınız, bir baharın daha sona ereceğini, ilk o size haber verir, olayın şokunu atlatamamışsınızdır, ve bir bakmışsınız ki ekim oluvermiş... İşte bu yüzdendir eylül'ün bir çırpıda geçip gitmesi. Eylül'dür aslında hayalkırıklıklarınızın baş mimarı, yapıtının taşları ise her bir hayaliniz... Ne eylüller geçer insanın ömrü hayatı boyunca, her birinde kasırgaların peşi sıra koskocaman hayal kırıklıkları bırakır arkasında. Eylül ayı bir o kadar sevimsiz gelmesine rağmen, en yakın arkadaşlarımın çoğu bu sevimsiz ay içerisinde gözlerini bu dünyaya açmışlardır. Ortada ki ironiyi henüz bende çözebilmiş değilim, açıkçası çözmeye de meraklı olduğum söylenemez... Sevemedim seni be eylül... Senin de beni sevdiğin söylenemez... Neyse ki 1 hafta sonra, uzunca bir süre kendisiyle muhatap olmayacağım...

N.Orkun Çeviker

"Karma Felsefesi"mi, oda nedir ki?

Bugün karma felsefesinin koca bir yalandan ibaret olduğunu kendime bir kez daha kanıtlamak üzere bir şey yaptım. Bugüne kadar herkese iyilik yapmaya çalışan, herkesin iyiliğini düşünen, kimsenin arkasından atıp tutmayıp herkesle geçinmeye çalışan ben'in hayat tarafından karma felsefesi gereği ödüllendirilmesi ya da en azından dahada kötüye gitmemesi gerekirken; bu karma denen şey beni hep es geçmiştir. İyilik yap ki iyilik seni bulsun. Hani nerede? Uğradı da ben mi görmedim yoksa kapıda bir bakıp gerimi gitti? Bir parça huzur istemiştim karma denen arkadaştan, o ise gösterdi ama elletmedi, koklattı ama tattırmadı. Benimi deniyor diye dayandım defalarca, kendi kendimi susturdum, Çığlıklarımı yuttum her seferinde, tüm isyanlarımı içten içe haykırdım, ama sonunda değişen bir şey olmadı. Bi yerden aklımda kalmış bir laf var, hayatı değiştiremiyorsan sen değiş diye. İşte buradan yola çıkarak karma denen şeyin aslında olmayan bir olgudan ibaret olduğunu bir kez daha gösterecem kendime. Evet, bugün ne yaptığıma gelecek olursam da, bugün markette yaptığım alışveriş'in bir parçasını elimdeki poşete atıverdim, ve herhangi bir ücret ödemeden o şeye sahip oldum, hayatın bana bir şey vermeden bana sahip oluşu gibi. Kısaca bugün bir şey çaldım, belki de ilk kez bir şey çalıyorum, bilmiyorum. Bakalım bu davranışımdan ötürü karma beni cezalandıracak mı. Hem bu karma gerçek olsa bu ülkeyi yönetenler bu kadar rahat olabilirler miydi?

N.Orkun Çeviker


Düzeltme; Bugün 23 Eylül saat 16:35 'Karma Felsefesi' denen şey ile oynamaya başlamamdan 24 saat dahi geçmeden, acı bir darbe ile varlığını tüm bedenimin üzerine oturarak kanıtladı. Şimdi sorulması ve düşünülmesi gereken asıl soru şu ki; "Neden bu Karma iyilik yaptığın zaman varlığıyla kendini göstermez?" Yoksa iyilik yaptığımızda Karma'nın kendini gösterme şekli bu hayatta nefes alabiliyor oluşumuz mu? Yoruldum...

20 Eylül 2010 Pazartesi

Eylül

"Yine aynı şarkı başladı bile
Bu mevsim böyledir rüzgar gelir
Islanmışım ben gözyaşlarımdan
Bu mevsim böyledir aniden gelir
Eylül aniden gelir
Eylül aniden gelir"

Gökhan Kırdar

16 Eylül 2010 Perşembe

"Sen seversen ben severim,

Tüm sokaklar benim evim

Sen gülersen ben gülerim,

Gözyaşımla dans ederim"

2 Eylül 2010 Perşembe

Sevmekten ne zaman vazgeçtim?

Frida'dan Diego'ya...

Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.

Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden "sen" olduğun için vazgeçtim.

Bencil olduğun için vazgeçtim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.

Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.

Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

Frida Kahlo

31 Ağustos 2010 Salı

Şimdi ölmek istemem, daha hiç gülmeden... Çoban yıldızı... Sen benle kal... Çoban yıldızı... Hep benle kal...

20 Ağustos 2010 Cuma

Canavar

"Her kim bir canavarla çarpışmayı göze alırsa, bir canavar olmayı da göze alsın. Çünkü karanlığa uzun süre bakarsanız, karanlık da sizin içinize bakmaya başlar."

Friedrich Wilhelm Nietzsche
____________________________________________________________________

Ne güzel demiş Nietzsche, ağzına sağlık diyesi geliyor insanın içinden. O yüzden siz-sen zavallıların karanlık oyunlarına alet olmayacam daha fazla, kendi karanlık dünyan-ız-da karanlık oyunlarını-zı tezgahlamaya devam edin. Nasıl yapılacağını çok iyi bilirsin-iz. O yüzden seni-sizi yaradana havale ediyorum, nasılsa senin-sizin için düşündüğü güzel planlar vardır. Ne hakkımı helal ediyorum nede beddua ediyorum. Yeter ki benden uzak dur-un! Gidin pisliklerini-zi bulaştıracak başkalarını bul-un. Bugüne kadar insan gibi davrandım, bundan sonrada insan olarak kalacam!

19 Ağustos 2010 Perşembe

Kantar

Öğrendim ki adınmış ...........
Seni görünce kalmadı dişimde tartar
Götünün maşallahı var, gergedan kadar
Boşuna uğraşma, bulamazsın kendini tartacak kantar

İlk görüşten anlamıştım, sanki sansar
Sevimli görünmeye çalışsan neye yarar
Kevaşe desem emin ol iltifat kaçar
Senin gibi görmedim hayatımda ben kaşar

Nasıl buluyorsun o göte girecek hıyar
Emin ol görünce adamın midesi kalkar

Olmuşsun deli gibi hıyar arar
Bi bira ısmarlayan herkes önce dayar,
Gerisini biliyorsun 2 günde 5 kişi kayar
Ama tatmin olamazsın tüm cihan kayana kadar!

N.Orkun Çeviker

dipnot: eski bir bok yemeye bayılan bir 3. şahısa zamanında yazdığım şiir, notların arasından çıktı paylaşayım dedim. kelimeler kibarlaştırılmıştır :)

15 Ağustos 2010 Pazar

Huzur.

Uzuuuun uzun zaman evvelden beri ruhumu okşama zahmetine bulaşmayan huzur ile karşılaştım geçenlerde. Hal hatır sordu önce, şaşırdım. Yüzünde tatlı bir tebessümle gözlerimin içine baktı, korktum. Sandım ki kalan herkes gibi, kalan her duygu gibi duygularımı incitecek, yaralayacak, arkasına bakmadan çekip gidecek... Bir adım attı bana, irkildim, dengemi kaybedip sendeleyerek kaldırıma kapaklandım. Kalbim bir yandan deli gibi atarken, zihnim allak bullak olmuştu ki, dizlerinin üzerine çökerek gözlerini gözlerimin izasına getirdi. Ruhum çıkacak gibi oldu, bir yandan deli gibi çırpan kalbimin ritmine hakim olmaya çalışırken, biyandan da hareketlerini gözlemlemeye çalışıyordum ki, elini yanağıma yasladı. Anlam veremediğim gözyaşlarım dökülmeye başladı yanaklarımdan aşağı... Parmaklarının arasından akan yaşlarımın yere düşerken çıkardığı sesleri duyar gibi oldum. Ağzım açık ne diyeceğimi bilemezken, beni bu zahmetten kurtararak 'ben geldim.' dedi. Öncekiler gibi sonunda 3 nokta olmayan bir gelişti bu, açık ve net. Sonu belli olmayan değil, tüm sadeliyle geldiğini söylüyordu. 'Hoşgeldin.' dedim.

N.Orkun Çeviker

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Bu kadar açık ve net!
"İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır."
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
____________________________________________________________________

Evet çok iyi anladın, ucuz bir mutluluktan başka birşey değildin, olamazdında! Kendini ulaşılmaz hint kumaşı sanmaya devam et! Çekebileceğim kadar acıyıda çektirdin zaten. Artık huzur geliyor hayatıma, saf ve sade birşekilde huzur! Senin vermekten yoksun olduğun bir duygu!

7 Ağustos 2010 Cumartesi

YETER!

Neyim var neyim yoksa emdin sömürdün, ruhumu içtin seninmiş gibi, yaşama sevincimi emdin vücudumdan sana aitmiş gibi! Geriye içi boş bir beden bıraktın, öyle bir şey yarattın ki sonunda sen bile kabullenemedin bu yarattığın boşluğu! Tüm iyi niyetimi suistimal ettin, ipleri eline verdikçe istediğin gibi sürdün ilişkiyi vura çarpa! İki zır karakterdik; ya birbirimizi tamamiyle tamamlayacaktık, yada gitgide kopacaktık. Birbirimizi tamamlayabilmek elimizdeydi ama sen mahvettin herşeyi! Yoksun artık! Olmayacaksın da! Bunu kafana sok! Bir daha asla hayatıma sokmayacam seni, ruhumu kirletmene müsaade etmeyecem! Herşeyimi almana izin vermeyecem, maddi manevi tüketemeyeceksin beni! Git yoluna kimle nereye gideceksen git! Yeter! YETER! YETER!!! Nesin sen?! Kimsin sen?! Ne hakkın var hayatımın en güzel yıllarının içine etmeye:? Kimsin ki beni kontrol edebileceğini zannediyorsun! Defalarca kendimi çiğnedim şans verdim, ama yetti artık! Ne halin varsa gör, umurumda değilsin artık! Öyle ağzıma sıçıp sıçıp, sonrada 2 düzgün konuşup, herşeyin planladığın şekilde gitmesini bekleyecek kadar aptal olamazsın! Yada planını bu şekilde devam ettirebilmen için benim bu kadar salak olacağımı düşünemezsin! Hepiniz aynısınız, hiçbirinizin birbirinizden farkı yok! İlgi delisi ego manyakları! İyi oku bu satırları, bunlar daha ne ki, daha neler var söyleyemediğim! Yaşattığın onca boka rağmen, benim yinede söylemekten çekindiğim onca şey! Senin kadar düşüncesiz, empati kurmaktan yoksun, insanlığından şüphe duyduğum biri daha yok şu an! Çok yoruldum, çok! Bittim tükendim artık! Senin saçma sapan oyunlarına alet olmayacam daha fazla! Biliyorum daha önceden çok söyledim bunları ama bu defa son olacak! Sana demiştim! Şu an bulunduğumuz noktanın tek sorumlusu yalnızca sensin!! Gün gelecek bana yaşattıklarının, herşeyin pişmanlığını çekeceksin! Unutmayacam yaşattıklarını! Belki özleyecem ama emin ol içimde yarattığın öfkeyi, tiksinmeyi bastıramayacak hiçbişey! Şimdi bütün bunları iyice sok kafana! Bitti! BİTTİ! TAMAMEN BİTTİN! Ve sakın bu yazdıklarımı burnumdan getirebileceğini düşünmeyesin, bu fırsatı vermeyecem sana!

N.Orkun Çeviker

5 Ağustos 2010 Perşembe

Boşver sorma beni... (v2)

Boş ver sorma beni... Nasılsın deme bana, sorma son günlerde neler yaptığımı… Boş ver beni... Bugüne kadar nasıl sormadan dayandıysan bundan sonrada dayan, sorma nasıl olduğumu, söyleyemem, anlatamam nasıl olup neler hissettiğimi. Onun için boş ver sorma bana nasılsın diye… Ben yine bakarım bir şekilde başımın çaresine, bir şekilde alışırım sensizliğe… Bir yolunu bulurum elbet… Boş ver beni, sorma nasılsın diye, merak etme beni daha öncede etmediğin gibi… Ağlama benim için, dökme o kıymetli gözyaşlarını, ben fazlasıyla döküyorum zaten bide sen dökme benim için, bırak kalsınlar seninle, kıyamam senden kopan her bir parça için… Bu saatten sonra dökme benim için o yaşları, artık silmek için yanına gelemem, yanındaykense silmek için dokunamam gözyaşlarına, kırılırlar. Cesaret edemem dokunmaya hele ki her şey bitti demenden sonra, yaklaşamam yanına, bakamam gözlerine, yanında gözyaşlarına boğulmayı göze alamam, yapamam bu deliliği… Onun için sorma beni, boş ver, sorma nasılsın diye… Beni boş ver bundan sonra sadece seni konuşalım, yaptıklarından bahsedelim, senin dertlerine çözüm bulalım, senin sevinçlerini kutlayalım, senin planlarından bahsedelim, senin doğum gününün kutlayalım. Boş ver beni, bu saatten sonra hiç mevzubahis etmeyelim beni. Ne yaptığımı, ne yapacağımı sorma bana bu yüzden, doğum günümüde boş ver, hatırlama eğer gelirse de aklına, onuda kutlamayalım, her şey gibi onuda ben hallederim, kutlarım her şeyde olduğu gibi bir başıma. Yorma sen kendini beni düşünerek, ben erkeğim ya bakarım başımın çaresine, bulurum elbet her şey gibi onunda bir yolunu. Onun için boş ver beni, sorma son günlerde neler yaptığımı, sorma gurbet elde aç olup tok olmadığımı, boş ver sorma beni, boş ver sorma bu saatten sonra daha önce sormadığın gibi, yine sorma… Sanki soracakmışsın gibi kalsın, bırak böyle bileyim. Bari bunu için dökmeyeyim gözyaşları, boş ver hiçbir şeyi sormadığın gibi bunuda sorma, boş ver beni… Unut ne çok sevdiğimi…


N.Orkun Çeviker

15 Temmuz 2010 Perşembe

Ben

Korkmuyorum gözyaşlarımdan, sensizlikle gözümü korkutmaya çalışmandan korkmadığım gibi, korkmuyorum gözyaşlarımı dökmekten. Neysem oyum ben ve o olarakta kalacağım. İtham ettiğiniz iğrenç şeylerin hiçbiri ben değilim, biliyorum, tanıyorum kendimi. İyiliğimle kötülüğümle varım ben. Ne bir eksiği, ne de bir fazlası, ben buyum işte. En başta kabullendiğiniz benim, sonradan beğeneceğiniz ben olmayacağımda. Seviyorsanız seviyorsunuzdur, sevmiyorsanızda yapabileceğim birşey yoktur. Elbet benim de bir hayatım olacak, bir karım, bi işim, belki bi evim, belki de bir arabam bile olacak. Belki de hiçbiri olmayacak ama mutlu olacam en azından. Belki tek göz odada kalacam, belki boğazımdan et dahi geçmeyecek, belki belki hatta ayakkabıları yırtılan çocuğum için bir çift ayakkabı dahi alamayacağım. Ama mutlu olacağım... Belkide hiçbiri ama hiçbiri olmayacak, ne bir ev, ne bir eş, ne çocuk, ne araba... Hatta ve hatta belki mutlu bile olmayacağım... Ama var olan tek birşey olacak, oda "ben"... Ben "ben" olarak var olamadıktan sonra hangibirinizin varlığının bi anlamı olacak benim için? Hiçbirinizin. Mutlu bir ben yada mutsuz bir ben... Varlıklı bir ben yada varlıksız bir ben... Her ihtimalin için de ben olmazsam, o ihtimallerin ne anlamı olabilir benim için?

N.Orkun Çeviker

8 Temmuz 2010 Perşembe

Who?

" I wanna know what love is
I want you to show me
I wanna feel what love is
I know you can show me"
Foreigner

Oyun Bahçesi

"İlişkilerde diğer tarafın canı sıkkın olduğunda, yapacak birşey bulamadığında belki de kafansıda kurduklarının bir parçası olarak; gelip içimdekilerle istediği gibi oynayıp, sonrada hiçbişey olmamış gibi çekip gidebileceği bir oyun bahçesi oldum bugüne kadar hep. Artık oyun bahçesi olmak istemiyorum, diğer taraf gibi sevilen, değer gören, fedakarlık edilen kişi olmak istiyorum."

N.Orkun Çeviker

2 Temmuz 2010 Cuma

1 Temmuz 2010 Perşembe

Takıntı?

Nedir bu bendeki? Bir anlayabilsem... Takıntı diyorlar yada bazı şeyleri yediremediğim için böyle olduğumu düşünüyorlar. Farkındayım aslında neyin ne olduğunu fakat gerektiği gibi davranamıyorum, gerektiği gibi hissedemiyorum. Neden kurtulamıyorum bu illetten, nasıl bir bağımlılıktır bu arkadaş! Anlam vermek olanaksız. Gidip bir bağımlılık programına mı dahil olmalıyım bilemiyorum. Biliyorum içimde kalan şeye sevgi denemez! Onca şey yaşattıktan sonra hala onu seviyor olamam değil mi? Hala seviyorsamda bendeki ahmaklıktan başka birşey olamaz. Hiçbişey içinde sorumlu olamam. Hele ki ayrıldığımız(!)dan 1 ay sonra bi başkasıyla birlikte olan, kendi tabiriyle yiyişen biriyle... Bir yandan gel özledim seni, sana hediye aldım, yılbaşını birlikte geçirelim derken, öteki yandan bir başkasıyla gezip tozan birine karşı bir sorumluluk hissetmemem lazım, kimi gerekçelerle benim yapmamı istediği şeylerin aynılarını kendisi yapamayan birine karşı bir sorumluluk hissetmemem lazım, ben "biz" için kilometreler kat ederken metreler kat etmekten aciz olan birine karşı bir sorumluluk hissetmemem lazım ve daha nicesi için bir sorumluluk hissetmemem lazım, hissetmeyecem de... Şu an değil ama elbet gün gelecek ve özgür kılacam bize ait kalan her sokağı, her mekanı, her anıyı... Ve emin ol benden daha çok seven biri çıkmayacak karşına, neyazık ki olmayacak bir başka ben hayatında... Bu hale gelmemizin sorumlusu sensin, sen ve egoların, sen ve gururun... Artık yoksun hayatımda...

N.Orkun Çeviker

12 Haziran 2010 Cumartesi

Karpuz kabuğundan hayaller kurmak...

Küçük bir çocuğun ki kadar saf ve temizdi düşlerim oysa ki... İyi niyetli olmanın, kendini birine adamanın aslında yenilgiyi kabullenmek olduğunu gördüm... Sevdim, çok sevdim... Ben sevdikçe sen gittin, ben sevdilçe sen öldün... Şimdi yapayalnız bir başımayım, hep öyleymişimde bihabermişim aslında... 2 yıl boyunca tüm yaptığım karpuz kabuğundan hayaller kurmaktan başka birşey değilmiş meğersem, şimdi anladım... Şimdi karpuz kabuğundan yarattığım dünyamdan gidiyorum, herşeyi geride bırakarak, seni ve kabukları bir başınıza bırakarak...


N.Orkun Çeviker

5 Haziran 2010 Cumartesi

Terapi - 3 (terapiden çok uzak kaldı sanki...)

Ölesiye sevmiştim oysa ki, istesen canımı verirdim bir gülüşüne dahi... Nerdeydik, nereye geldik farkına varamadan... Sanmıyorum ki ne sen nede ben kimseye bidaha birbirimize davrandığımız gibi davranamayız, ki sen davranmamışsında... Birbirimizi bizden başka kimse şu anki olduğumuz halimizle kabul edemez, heleki ben... Düşünüyorum hep, acaba tek ben miyim yüreği parçalanan, tek ben miyim acı çeken... Bulduğum cevap hep evet oluyor... Aksini düşündüremiyorsun bana, düşündüremedinde hiç... Yada düşünmem gerekiyor muydu oda tartışılır, hele ki duygularını ifade ettikten sonra... Ve ben bu duygularını bilmeme rağmen geldim sana, inandım sana... O sözlerin gerçek olmadığına inandığım gibi. Şimdi o günden geçen onca gün sonra nalıyorum ki hiçbişeye inanmamalıymışım... Sen sevmemişsin ki ben, düşünmemişsin ki beni, benim için endişelenmemişsin ki hiç, özlememişsin ki hiç... Beni olmakla suçladığın her kelime aslında senin kalbinden kabaranlarmış... Bilmiyorum, şimdi dönüp arkama baktığımda, gerçekten inanmıştım sana, gerçekten inanmıştım bize, daha önce kimseye inanmadığım şekilde "biz" vardı... Koca bir yalanmış meğerse... Bu saatten sonra önceden de olduğu gibi sen hayatına kaldığın yerden devam edecen, nasılsa senin ortaya koyduğun, boşa giden, kalbini parçalayan bir emek, çaba olmadı... Önceden olduğu gibi yine 1 aya kalmaz başka biriyle yürürsün yürüdüğümüz yolları, başka birine söylersin bana söylediğin sözleri, o başka biri olur belini kavrayan, saçlarını okşayan, dudaklarını öpen... Kısaca hayatının anlamı olan, hayatına neşe katan, kalbinin normalden daha fhızlı atmasına sebep olan o bir başkası olur... Bense uğradığım hayalkırıklığının sayısını unutmuş bişekilde yine kabuğuma çekilirim, yine aklına gelmem, yine düşünülmem ve yine, yine ben hiç olmamışım gibi kayar giderim hatıralarından... Söyliyecek çok bişeyim kalmadı, bu hayatı sevecek daha fazla gücüm kalmadı. Yine ben olacam ağlayan, yine ben olacam üzülen, yine ben oalcam yas tutan, yine ben olacam eski günleri yad eden, yine ben olacam seni aklından atamayan...

N.Orkun Çeviker

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Küçük bir anı...

"Ayrılıklar ardından, yeni hevesler tatlı gelir insana
Ta ki ona dair, eskiden kalan birşey bulana kadar...
Kokum gelirse uzaklardan sana, üzülme..
Beni özlersen eğer avut kendini başka tenlerde,
Yokluğum ağır gelirse bırak kendini uçurumdan en derinlere,
Ben orada seni bekliyor olacağım.."

4 Mayıs 2010 Salı

Dön artık

"Seni sevmek istiyorum, sevgimi sana hissettirmek ve sonuna kadar yaşatmak istiyorum... Düşlerimi senden alıkoyamıyorum, çok yoruldum özlemekten, söylesene ne zaman döneceksin kollarıma, şu kısacık ömürde saçlarımız ağarmadan dön artık kollarıma..."

N.Orkun Çeviker

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Artık çok geç benim için, bekliyorum vaktimin dolmasını...

Def Leppard - Too Late For Love

Somewhere in the distance I hear the bells ring
Darkness settles on the town as the children start to sing
And the lady 'cross the street she shuts out the night
A cast of thousands waiting as she turns out the light

But it's too late too late too late too late
Too late for love
Too late too late too late
Too late

London boys are gazing girls go hand in hand
With a pocket full of innocence the entrance is grand
And the queen of the dream stands before them all
She stretches out her hand as the curtain starts to fall

But it's too late too late too late
Too late for love
Too late too late it's too late
Too late

Standing by the trapdoor aware of me and you
Are the actor and the clown they're waiting for their cue

And there's a lady over there she's acting pretty cool
But when it comes to playing life she always plays the fool

But it's too late too late it's too late
Too late for love
It's too late too late it's too late
Too late

Is it all too late
Much too late
Can't you see it's all too late
It's too late
It's too late too late it's too late
Too late for love too late

26 Nisan 2010 Pazartesi

Ağıt

Aylar geçti bihaber, mevsimler geçti… Nice çiçekler can verdi sen yokken, nice hayatlar son buldu. Nerdesin Giyaşa, çık gel artık saklandığın yerden, çık artık düşlerimin arasından gel kollarımın arasına. Aşka yelken açmaya gel Giyaşa, nerdesin… Bensiz üşümüyor musun, sıcaklığımı hissetmek istemiyor musun?.. Geceleri kendinle bir başınayken aklına gelmiyor muyum, bir damla gözyaşı dökmüyor musun Giyaşa… Gel artık Giyaşa bekliyorum seni soğuk yatağımda, ölmeden gel Giyaşa, ölmeden evvel gel, sokul koynuma yeniden. Sen gittikten sonra çok şey değişti, ne güneş eski güneş, nede ay eskisi gibi. Her şey siyah beyaz, renklerimi kaybettim Giyaşa, gel, gel ve uzan yanıma, sarıl sımsıkı, giderken yanında götürdüğün gökkuşağının her bir rengini yeniden ver bana, hayat ver bana Giyaşa!


N.Orkun Çeviker

Bir parça hüzün kopuverdi içimden...

"Yavaşça bırak kendini kollarıma;
Korkma sakın incitmem seni.
Güzel şeyler var kalbimin konağında;
Ağlamayalım artık şu fani dünyada."

Özledim...

"Gözlerimiz ufukta birleşirdi hep, umut doluyduk hayatın cilvelerine rağmen. Birbirimizin olacaktık yaşanmamışlıkların eşiğinde, yaşadıklarımızın ötesinde. Sadece sen ve ben idik, öyle de olacaktık. Hayallerimiz hep bir adım ötedeymiş gibi gelirdi, şimdi ise yaşadıklarımız tatlı bir rüya gibi kaldı kalbimin derinliklerinde ve hepsinden öte kokunu özledim, sıcaklığını özledim, teninin yumuşaklığını özledim… Seni özledim."


N.Orkun Çeviker

31 Mart 2010 Çarşamba

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan...

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.

Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.

İki ucu keskin bıçaktır bu işin...

Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman...

Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.

Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.

Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?

Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zaman ki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana...

Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası...

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asıl olan yürektir. "Yürek sesi ne?" bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu...

Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...


NAZIM HİKMET RAN

8 Mart 2010 Pazartesi

~gün gelecek...

Gün gelecek elbet, gün aydınlanacak, güneş doğacak penceremden... Bende diğer herkes gibi yenileneceğim, yeni bir hayat, yeni yeni yeşeren umutlar ve yüzümde bir gülümsemeyle bakacağım penceremden dışarı. Bir heyecanım olacak hayata karşı, sana karşı, ona karşı, kendime karşı. Gün gelecek, elbet o gün gelecek, en azından gözlerimi yumarken bu hayata mutlu olacam, sonuç olarak o gün gelecek, gelmiş olacak…

N.Orkun Çeviker

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...