23 Ocak 2010 Cumartesi

Muraşka'nın Hikayesi

Paryoşa; bilinmeyen renklerin ıtırlarının 4 mevsim açtığı,koruların ortasında bir ülkede yaşarmış. Hünerli,beyaz elleriyle hayatı resmeden,gamzeleriyle insana hayat veren,kocaman bal rengi gözleriyle umutları dirilten,ama aklının bir köşesinde kimsenin bilmediği bir yerde kendini arayan biriymiş.

Muraşka ise eline yüreğini alıp kürek yapmış,altına sandalını alıp insanlığa yol çizmiş,gezip yeni ülkeleri keşfeden bir gezginmiş.Muraşka kömür gözleriyle karanlıklara dalar,dudaklarındaki gülümsemenin bir an kaçıp hayatını terk etmesinden korkarmış. Bunun için gezdiği ülkeye bir daha kürek çekmezmiş hiç.

Birgün Muraşka'nın sandalı su almaya başlamış korkularından, Muraşka artık umudunu yitirmiş ve sessizce sandalın batışını,yüzme bilmediği içinde boğuluşunu beklemiş.
Tam o sırada Paryoşa nehrin sesini duymuş:
"Aradığın benlik nehrin kıyısında, koş ona!"
Bu sesi yüzyıllardır tanıdığını hisseden Paryoşa şaşkınlık içerisinde koşmuş, eteğindeki güzel çiçekleri ardında bırakarak nehir kıyısında sandalı artık batmak üzere olan Muraşka'ya. Muraşka hala öyle suya bakıp duruyormuş çabalamadan, Paryoşa başlamış suya girmeye bir kaç kulaçla akıntıya göğüs germiş aslında var olmayan nehirde.
Muraşka'ya seslenmiş, bağırmış ama Muraşka duymuyormuş ki onu, orda hala boğulmayı bekliyormuş. Paryoşa zor bela Muraşka'yı çıkarmış sudan.Oturmuş Muraşka'nın yanına, susmuş bu garip yabancıya.
Muraşka bir kaç dakika sonra dile gelmiş ve "Neden?" demiş. Paryoşa anlam verememiş, Muraşka "Neden beni kurtardın?"demiş.
Paryoşa içindeki sesi anlatmış ona ama Muraşka inanmamış, gülmüş. Sonra Paryoşa'nın o yaşam veren göz pınarları acıyla yaş dökmeye başlamış. Paryoşa o güne kadar hiç ağlamamış...
Muraşka'nın o sırada içinden bir ses "Bak suya!"demiş ve suda Paryoşa'nın ağlayan yüzünü görmüş. Paniklemiş ve dönmüş Paryoşa'ya, aslında Muraşka içinde inanılmaz bir sevgi biriktirmiş yıllar yılı ama bu sevgiyi bir türlü vuramamış dünyasına. Paryoşa'nın ağlayan gözleri Muraşka'nın buz kalbini eritivermiş.
"Dur"demiş Muraşka .
Paryoşa içindeki sese kızgın, yutkunarak "Efendim?!" demiş ve ay suya düşene kadar başlamış Muraşka macera dolu hayatını anlatmaya. Paryoşa'nın yüzüne gene gülücükler konmuş. Sonra Paryoşa, Muraşka'yı gizli yerine götürmüş ellerinden tutarak. Muraşka daha adımını atar atmaz, salıvermiş benliğini zaten yaşamamın anlamı yoktu, bir de o alsın götürsün istediği yere ne kaybederim ki diye. Ama kazanacaklarını aklının ucuna bile getirememiş.
Daha Paryoşa'nın mabedine girer girmez içinde yeniden canlanan duyguları hissetmeye başlamış, huzur ve mutluluk uzaktan belirivermiş yüreğine. Muraşka ilk defa gülümsemiş. Gece iyice bastırmış ve Muraşka Paryoşa'nın tedirginliğini sezmiş.
Tekrar dönmüş ona ve "Neden?"demiş.
Paryoşa artık Muraşka'nın sözcüklerini daha o dile getirmeden anlıyormuş, sanki asırlardır birin içindelermiş gibi.
Ve Paryoşa karanlıktan ne kadar korktuğunu anlatmış Muraşka'ya. Muraşka gülmüş, karanlık benim hayatım, sen benim yanımdaysan karanlığa gireceksin demiş.Sonra içinde birden bir ateş yer edivermiş ve titreyen Paryoşa'ya sarılmış. İkiside senelerdir aradıkları bütün soruların cevaplarını yeni sorulara gebe kalarak bulmuşlar bir anda,şaşırmışlar.
Muraşka öyküler anlatırken Paryoşa güven duygusuyla sızıp kalmış oracıkta. Muraşka'nın gözüne uykucuk melekleri düşmemiş o gece. Paryoşa'sı kollarındayken, düşünüp durmuş bu garip tesadüfü. "Tesadüf müydü?"diye.

Paryoşa'nın beyaz ellerini, huzurlu yüzünü ve sevimli gülümseyişini seyretmiş bütün gece ta ki sabahın ilk ışıkları mabede vurup yol alması gerekene kadar. Ayağa kalkmış Paryoşa'yı seyreden Muraşka. Paryoşa uyanmış...
Muraşka "Gitmem gerek, artık vakit geldi." demiş.
Paryoşa'nın içine bir diken oturmuş o anda. Kanının donduğunu,ruhunun ağladığını hissetmiş.
Bu sefer Paryoşa, Muraşka gibi konuşmuş ve "Neden?!"demiş.
Muraşka ilk defa onu anlayan biri olduğunu fark etmiş ama o kadar körmüş kü hayata ve aşka eş ruhunu görmezlikten gelmekteymiş.
"Bu benim hayatım...Ben karanlığm, sen çok aydınlıksın olamayız beraber. Canım yanar seninle.." demiş.
Paryoşa yalvarmış, göz pınarları kuruyana kadar ağlamış, Muraşka dinlememiş onu ve aslında içi buruk olarak acımasızca başlamış gene kürek çekmeye. Her kürek darbesinde Muraşka anlam veremediği bir sesle, acıyla irkilmiş. Yeni ülkeler görmüş, yeni heyecanlar yaşamış aynı aşkın olmasını bekleyerek içinde ama aklında hep Paryoşa'nın beyaz elleri, gülen gözleri, melek sesi varmış.

Birgün dayanamamış Muraşka Paryoşa'nın sesinin çağırışlarına ve ilk defa aynı ülkeye dönmek için kürek çekmeye başlamış. Muraşka bu oluş hali içinde bir türlü yolu bulamıyormuş, akıntı ters yöndeymiş artık.
Keşke diyormuş hep"Keşke gitmeseydim!..."
Paryoşa kendini yollara vurmuş birgün yeniden nehir kıyısında Muraşka'yı bulmak için. Yıllar geçmiş Paryoşa hala içinde umutla, gözünde yaşla, yüreğinde aşkla Muraşka'yı aramış nehir kenarında.
Muraşka artık birgün akıntıya daha fazla göğüs gerememiş bu kez Paryoşası için dalgalardan gelecek ölümü beklemiş sandalında.
Paryoşa yıllar sonra gene aynı sesi duymuş "Aradığın benlik nehrin kıyısında, koş ona!."
Paryoşa bütün gücüyle koşmuş, anlamış ki Muraşkası gene nehrin kıyısında. Ne kadar hızlı koşarsa koşsun, bağırırsa bağırsın; Muraşka kendini aşka o kadar kaptırmış ki, gerçek aşkını göremiyormuş. Paryoşa suya atılmış gene yüzme bilmediğini unutarak...akıntıların arasında güçlükle birleşmiş elleri. Paryoşa yukarı çıkmaya çabaladıkça Muraşka aşağı batıyormuş.Bir anda gözgöze gelmişler ve sözcüksüz konuşmaya dalarak bedenlerini teslim edip ölümsüzleşmişler.
Son sözlerinde Muraşka "Yeniden bul beni Paryoşa, bu defa gitmeyeceğim başka diyarlara!"demiş.
Paryoşa son kez iri gözleriyle ışık saçmış, yüreğinde sevgiyle "Ellerini bir daha bulacağım Muraşka ve bu kez ait oldukları yerde kalacaklar!"demiş.
Teslim etmişler kendilerini yeni bir hayata ve bu kez gene uzak iki şehrin insanları olmuşlar aynı duygulara aynı özelliklere sahip olarak.
Ama bu defa o en eskilerin Muraşka'sı ve Paryoşa'sı direnmeyi asla kesmemiş, tutuşmuşlar elele, bambaşka bir grinin içine dalmışlar. Ne Muraşka ışığın parlaklığına erimiş ne Paryoşa karanlığın korkusuna yenilmiş.
Eş-ruhlar artık ayrılmamak üzere yeniden buluşmuşlar...

Ferjara hicey
Hiceya mararuşa
Yeliha ruji ya harguşa
Herridey mandi
Kurfara eti loya meni loy hargaya uraşa
İnna muraşka
İna fadey, ina limni, ina godiya
Hirjerimanju
Manjudey inda huji
Mendiya fergira yaruşa
Elderi huncay
Araju keyadoşa
Viteya foraşi uraşa
İnna muraşka
İna fadey, ina limni, ina godiya
İna godiya…. godiya…. ina godiya….. godiya
Yuvaşi derey
Memiley danotuji
Efiyo lahşi dar uraşi
İnna muraşka
İna fadey, ina limni, ina godiya
İna godiya…. godiya…. ina godiya….. godiya
İnna muraşka
İna fadey, ina limni, ina godiya

Hadi gel yaklaş..

Düşlerimin içinden çık..
Aşkımın içine gir. Tanrının mağrasındayım ve sıcak yatağımı sana sunmaktayım Muraşka...ölme...
Ölmeden yaklaş ve gecelerin mavi sevişmelerinden beni ayırt et.
Çünkü dünyaya ışıklar vermek icin geldim ben...
Bulutlar kadar ak...
Denizler kadar mavi aşklar sunan insanlara.

Hadi gel muraşka...
Aşkıma cevap ver...
Çünkü en güzel sevişen benim.
Dünyayla, kuşlarla, insanlarla...
yaklaş hadi gel...
Gel muraşka...
Soğuk gecelerime.
Yıldızları kabart sıcaklığı sunan vucudum, senleyim...
Sıcaktan öleyim.
Koynuna tak beni... Kalbinin içine...
Hadi kalbinin içine gireyim...
Kalbinin içinden geçeyim...
Yıldızlar kadar sapla beni, bedenimi..
Hadi, hadi muraşka...
Ahh inna muraşka ina fadey inanimni ina godiya!

22 Ocak 2010 Cuma

Hayat Felsefesi

"Seni, sen diye kabul edip sevecekleri sev ve kendini, kendine beğendir herkesten önce... Kimseye beğendirmek için de kendinden vazgeçme"

Ruh Kanseri

Nazan Arda geçen hafta 55 yaşında öldü. Göğüs kanseriydi.
Ameliyat için gittiği Amerika'da bir göğsü alınmıştı.

Döndükten 11 yıl sonra beyin kanaması geçirdi.

Beyninde de tümör vardı. Peş peşe geçirdiği iki ameliyatın ardından komaya girdi ve kurtarılamadı.

Gazetedeki fotoğrafında, elinde bir ayıcıkla gülümsüyordu.

"Ayıcık", kendisi 4 yaşındayken vefat eden annesinin armağanıydı.

Arda, oyuncak ayısını 51 yıl boyunca hiç yanından ayırmamıştı.

Karacaahmet'e gömülürken, ayıcığını da yanında toprağa verdiler.

* * *

Burada Arda'yı anmamın nedeni, 11 yıl önce Amerika'ya ameliyata giderken yazıp eşine bıraktığı ölüm ilanı...

Ecel, beklediğinden geç gelmiş, ama boşandığı eşi vasiyete uyup kendi kaleminden vefat ilanını gazetelere vermiş.

İlan şöyle:

"Şu anda Tanrı'ya teslim etmiş olduğum ruhumu, ömrümce tüm sevdiklerim için mükemmeliyetçilik adına çok hırpaladım.

Kendimi sevecek ve özgürlük tanıyacak vaktim olmadı.

Bilmem o çok uğraş verdiğim 'özel biri' olabildim mi?

Rahatsızlık vermekten her zaman çekindiğim sizleri bugün (..) beni uğurlamanız için bekliyor, hepinizi çok seviyorum."

İlanın köşesinde küçücük bir fotoğraf var:

Nazan Arda'nın ayıcığının fotoğrafı...

* * *

Metni okuyunca bunun bir vefat ilanından çok pişmanlık beyanı olduğunu düşündüm.

Başkalarını mutlu edebilmek uğruna kendinden vazgeçmiş, "rahatsızlık veririm" kaygısıyla benliğini tarumar etmiş, ruhunu doyasıya salıveremeden can vermiş "mükemmeliyetçiler" için kaleme alınmış bir ağıttı bu...

Nazan Arda, uğruna bir ömür adadıklarından, belki de ilk -ve son- kez bir "rahatsızlık" rica edip cenazesine çağırıyordu.

Törene kaç kişi gitti bilmiyorum; ama ilanı verenin, "boşandığı eşi" olması, o çok uğraş verdiği "özel biri" olup olamadığı sorusunu yanıtlıyordu.

Başkalarını seveyim derken, kendini sevecek vakti bulamamıştı. Son yolculuğunda yanında sadece vefakar ayıcığı vardı.

* * *

Arda'nın fizyolojik hastalığına olduğu kadar psikolojik rahatsızlığına da teşhisi Jean Baudrillard koyuyor: ("Tam Ekran", YKY, 2002, s.10)

Fransız felsefeciye göre, vücudumuzdan bütün biyolojik düşmanları, mikropları, parazitleri atarsak nasıl savunma sistemi bozulan bedende hücreler birbirini kemirmeye başlar ve kanser tehlikesi doğarsa, ruhta da aynı şey oluyor:

"Sürekli pozitif olacağım" diye eleştirel öğeleri benliğinden uzak tutan, negatif duyguları dışlayan her ruhsal yapı, kendi kendini yiyerek felakete sürükleniyor.

Eleştirel düşünce ise, krizi damıtma yeteneği sayesinde bu felaketi önlüyor.

* * *

Benim yukarıdaki ilandan öğrendiğim şu:

Bütün varoluşunu "Beni beğenecekler mi?", "Beni seviyor mu?", "Rahatsız eder miyim?" kaygısı üzerine kuruyorsan, bil ki sonun hüsran...

Bir küçük serzeniş, sıradan bir tenkit ya da kadirbilmezlik, acılar pahasına kurduğun o "mükemmel kale"yi yerle bir edebilir.

Ölüm ilanını kaleme alacağına azat et kendini...

Seni, sen diye kabul edip sevecekleri sev.

Eleştir, ki onun için "özel biri" olabilesin.

Kendini, kendine beğendir herkesten önce... Kimseye beğendirmek için de kendinden vazgeçme.

Acıyı göze al, çünkü Dostoyevski'nin dediği gibi, "İnsanın ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır."

Can Dündar

20 Ocak 2010 Çarşamba

Güneşin Aya Olan Aşkı

"Gidiyorum karanlıklar örtünmüş bu dünyadan
Her şeyimi geride bırakarak
Bir tek acılar iplikleriyle işlediğim aşk torbamı
Yanıma alarak

Gidiyorum karanlıklar örtünmüş bu dünyadan
Yelkeni ait olduğu yer olan denizlere bırakarak
Dualar ediyorum tanrıya beni evine ateşlerden geçmiş bir melek gibi alması için

Gidiyorum karanlıklar örtünmüş bu dünyadan
Ölümün yokluk olamayacak kadar derin ve büyük anlamlar barındıran yanını öğrenmiş bir dünyalı olarak

Gidiyorum karanlıklar örtünmüş bu dünyadan
Göğün geceye doğan ak ve serin karnına sıcak başımı yaslayarak"


Murat Yılmazyıldırım


Dostluk mu, Aşk mı?

Senin beni tamamen dost olarak gördüğün dolunayda
Ben dostumu kaybediyor, seni sevmeye başlıyordum.
Seni sevmemem gerektiğini biliyordum.
Ama sen öyle bir bina inşa etmiştinki üzerime,
Ne ayağa kalkabiliyor
Ne de senden yardım isteyebiliyordum.
Yanına hergözü yaşlı gelişimde
Sorardın 'Ne oldu' diye
Susardım, söyleyemezdim
Sana 'Seni seviyorum' diyemezdim...

Nilay Duru

Aşka Davet...

Sen yalnızlığına inat bütün bir geceyi, sevgilinin düşüyle geçirebilir misin? Gelmeyeceğini bile bile, sanki her an kapıdan girecekmiş gibi gözünü kırpmadan sabaha kadar bekleyebilir misin?

Bugüne kadar ne yaşadıysan yaşadın. Bunların hepsinden sıyrılıp, özünü asla yitirmeden yeni bir kimlikle yeni dünyalar kurup yeni hayatını mutlu kılmak için uğraşabilir misin?

Yağmurun altında aklın da sevgilin, dudağında onu anlatan bir şarkıyla mırıldanarak saatlerce yürüyebilir misin? Oysa herkes kaçmaktadır yağmurdan. Seni ıslatanın aslında yağmur değil aşk olduğunu anlayabilir misin?

Yüreğini cesurca açıp, bazen ağlamayı, bazen ümitsizce beklemeyi, bazen öfkelenmeyi ve herkesin huzurlu olarak nitelediği sakin, beklentisiz, sürprizlere kapalı hayatını terk etmeyi göze alabilir misin?

Nefes almanı zorlaştıran, yüreğinin yerinden fırlayacak gibi çarpmasına neden olan, hoş ama zaman zaman da sıkıntı verici o heyecanı, saklamaya ya da azaltmaya çalışmadan her zaman taşıyabilir misin?

Elde ettiğin her şey senin olsun. Sen yarın için hayal kurabilir misin? Arzuladığın sevgiliye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edebilir misin? Bunu yaparken bazılarının sana ‘’aptal’’ deme riskini göze alabilir misin?

Hiçbir şey düşünmeden, sadece o anı yaşayıp yüreğini, beynini, bedenini coşkunun ve hazzın kucağına teslim edebilir misin? Nerede olduğunu, kimlerle olduğunu unutup, sıyrılıp kaygılarından dans edebilir misin saatlerce?

Hem kendini hem sevgilini hatalarıyla, değiştirmeden kabul edebilir misin? Her güne yeni bir isim verip başka başka anlamlar katabilir misin? Hiç kimsenin görmediği güzellikleri fark edebilir misin?

Ruhuna ihanet etmeden, sadece yüreğinin sesini dinleyerek ve yüreğin sana ‘’o’’ dedikçe onun izinden gidebilir misin?

Söyle ey yar sen gerçekten bana âşık olabilir misin?


Mehmet Coşkundeniz

12 Ocak 2010 Salı

Joy Division - Love Will Tear Us Apart


tekdüzelik acı vermeye başlayınca
ve arzular azalınca
dargınlıklar çoğalıp
duygular yeşermez olunca
yönlerimizi değiştirecek ve farklı yollara gideceğiz
o zaman aşk,
aşk yine ayıracak bizi

neden bu kadar soğuk yatak odası?
sense dönmüşsün sırtını
zamanlamam mı yanlış
yoksa artık saygımız mı kalmamış?
yaşam boyu koruduğumuz
aramızdaki çekim hâlâ
öyle duruyor ama
aşk, aşk yine ayıracak bizi

uykunda mı döküyorsun içini
kusurlarımı ortaya çıkararak?
ağzımda bir tat
çaresizlik kaplarken her yeri
bu artık işe yaramayan
öylesine iyi bir şey mi?
aşk, aşk yine ayıracak bizi.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Ruh Kanseriyim

Sen değimliydin ne zaman canım sıkkın olsa geçiştirip hadi benle ilgilen, güzel söz söyle diyen? Sen değimliydin ne zaman bir sebepten ötürü canım sıkılsa senle ilgilenemesem, ilgiyi kendine asılanlarda arayan ki bu sebepten ötürü benle birlikteyken defalarca benden habersiz “bekâr” olarak myspace açan? Söylesene sen değimliydin o bana asılıyor şu bana asılıyor diye bana bile demene rağmen o kişilerle görüşmeye devam eden? Bide gelmiş bana mı diyorsun aranıyorsun diye? Kusura bakma ama o kadar ilgi düşkünüsün ki yetemedim sana. Sana ne küfürü ettim ben, tek dediğim ima yoluyla yaptığın şeylerden vazgeçirmekti seni. Oraya buraya fotoğraflarını yükleyen sendin sonuç olarak ve senle aynı eylemi yapan başkaları içinde senin dediklerinde ortada. Öteki yandan bana ettiğin küfürler hakaretler aşağılamalar ortada. Ki 3.kişileri çok sevdiğinden onlara da aşağılattırdın. Nitekim daha yeni tanıştığın kız gelip bana orospu çocuğu diyebiliyorsa ve buna rağmen sen bu kişiyi savunabiliyorsan, diyecek bir şey kalmıyor geriye. Bencilsin diyorsun ya evet bencilim, son 3 aydır bencilim, kullandığım ilaçlar sağolsun. Senin 1 ay bile katlanamadığın bencilliğe ben aylarca katlanıp sindirdim. Şu an sorsam ne bilirsin 2 yıl boyunca neler çektiğimi, hissettiğimi? Gurur mu bıraktın bende, saygı mı gösterdin bana? Aramızda olan biten her şeyi 3. kişilere açmaya meraklı olan sen değimliydin de bana diyorsun 3.kişilere sattın beni diye? Sen değimliydin sebepsiz yere insanlara profilimden küfredip, uzaklaştıran? Sen değimliydin beni bana mahkûm etmeye çalışan? Sebepsiz yere arkadaşlarımı benden uzaklaştırmana karşı onları kaybetmek istememem miydi beni kötü yapan? Sen değimliydin sana asılanların seni öpmeye çalıştığını yüzsüzce gelip bana anlatan? Aşağılattırdın, küfür ettirdin diyorsun ya? Maalesef herkes benim gibi erdemli olamıyor yediği küfürlere karşılık. Kendin sebep olduğun şeylerin cezasını bana çektirdin hep, bana ödettin faturasını tâki yeter artık dememe kadar. Senin yüzünden bileğimi kestim dedim, banane o senin psikolojik sorunun dedin. Dün ettiğin laflar yüzünden çalışamadım sınava giremedim dedim, banane okul hayatınla aşk hayatını birbirine karıştırmasaydın dedin. Kavgamızın ardından kendimi yerden yere vurdum yaraladım, vakit oldu düştüm bayıldım, banane dedin, psikiyatra gittim ilaç kullanmaya başladım 1 gram sorumluluk duygusu duymadın. Bide bana gelmiş hala kendini benim yerime koyamadın, sana göre hep sen vardın diyorsun ya helal olsun. Diyecek o kadar çok şeyim var ki, artık kafam allak bullak, senle yaşadıklarımız çözülmesi imkânsız bir ip yumağından farksız, içinden çıkamıyorum senin, bittim, yoruldum… Artık bitti cümlelerim, kalmadı kelimelerim…

10 Ocak 2010 Pazar

Koca Bir Yalan

Neydi seni bu kadar vazgecilmez kılan
Herseferinde gururumu ayaklar altına aldıran
Böyle yapmazdı gerçekten seven insan
Olmazdı karsısındakine devamlı saldıran

Geriye kalmadı hiçbi küfür ağzından çıkan
Buna rağmen hep ben oldum bütün bunlara katlanan
Halen anlamadım neydi seni bu kadar farklı yapan
Bunca zaman anlayamamışımki hepsi yalan

Sayende ben oldum hep arkadaşlarımdan kopan
Profilinden insanlara rezil olan, aşşağlanan
Hiçbizaman değer vermedin, halbuki benimkide can
Yeni öğrendim, meğerse senmişsin,
Seviyorum derken başkasına aşık olan


N.Orkun Çeviker

6 Ocak 2010 Çarşamba

Ey Yar!

Gecelerim geçmez oldu sensiz ey yar
Uykumda yağdı üzerime lapa lapa kar
Üşüyorum, ne olur gelde bu bedeni sar


Bedenime sığmaz oldum artık bana çok dar
Söylesene yaşamak için daha ne sebep var,
Yaşamaya sebeplenmek için atar oldum zar


N.Orkun Çeviker

Haydarpaşa...

Şafak ağarırken vardım haydarpaşa garına
Gözlerim seni aradı geleceğini sanırcasına
Simitçi çocuklar geçti birer birer yanımdan
Onlar pes etti, ben bekledim durmadan

Trenin haydarpaşaya her varışında
Hep bir gün orda olacağını ümit ettim
Garın kokuşmuş peronlarının arasında,
Gülümsemenle aydınlanmayı bekledim


N.Orkun Çeviker


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...