23 Ocak 2010 Cumartesi

Muraşka'nın Hikayesi

Paryoşa; bilinmeyen renklerin ıtırlarının 4 mevsim açtığı,koruların ortasında bir ülkede yaşarmış. Hünerli,beyaz elleriyle hayatı resmeden,gamzeleriyle insana hayat veren,kocaman bal rengi gözleriyle umutları dirilten,ama aklının bir köşesinde kimsenin bilmediği bir yerde kendini arayan biriymiş.

Muraşka ise eline yüreğini alıp kürek yapmış,altına sandalını alıp insanlığa yol çizmiş,gezip yeni ülkeleri keşfeden bir gezginmiş.Muraşka kömür gözleriyle karanlıklara dalar,dudaklarındaki gülümsemenin bir an kaçıp hayatını terk etmesinden korkarmış. Bunun için gezdiği ülkeye bir daha kürek çekmezmiş hiç.

Birgün Muraşka'nın sandalı su almaya başlamış korkularından, Muraşka artık umudunu yitirmiş ve sessizce sandalın batışını,yüzme bilmediği içinde boğuluşunu beklemiş.
Tam o sırada Paryoşa nehrin sesini duymuş:
"Aradığın benlik nehrin kıyısında, koş ona!"
Bu sesi yüzyıllardır tanıdığını hisseden Paryoşa şaşkınlık içerisinde koşmuş, eteğindeki güzel çiçekleri ardında bırakarak nehir kıyısında sandalı artık batmak üzere olan Muraşka'ya. Muraşka hala öyle suya bakıp duruyormuş çabalamadan, Paryoşa başlamış suya girmeye bir kaç kulaçla akıntıya göğüs germiş aslında var olmayan nehirde.
Muraşka'ya seslenmiş, bağırmış ama Muraşka duymuyormuş ki onu, orda hala boğulmayı bekliyormuş. Paryoşa zor bela Muraşka'yı çıkarmış sudan.Oturmuş Muraşka'nın yanına, susmuş bu garip yabancıya.
Muraşka bir kaç dakika sonra dile gelmiş ve "Neden?" demiş. Paryoşa anlam verememiş, Muraşka "Neden beni kurtardın?"demiş.
Paryoşa içindeki sesi anlatmış ona ama Muraşka inanmamış, gülmüş. Sonra Paryoşa'nın o yaşam veren göz pınarları acıyla yaş dökmeye başlamış. Paryoşa o güne kadar hiç ağlamamış...
Muraşka'nın o sırada içinden bir ses "Bak suya!"demiş ve suda Paryoşa'nın ağlayan yüzünü görmüş. Paniklemiş ve dönmüş Paryoşa'ya, aslında Muraşka içinde inanılmaz bir sevgi biriktirmiş yıllar yılı ama bu sevgiyi bir türlü vuramamış dünyasına. Paryoşa'nın ağlayan gözleri Muraşka'nın buz kalbini eritivermiş.
"Dur"demiş Muraşka .
Paryoşa içindeki sese kızgın, yutkunarak "Efendim?!" demiş ve ay suya düşene kadar başlamış Muraşka macera dolu hayatını anlatmaya. Paryoşa'nın yüzüne gene gülücükler konmuş. Sonra Paryoşa, Muraşka'yı gizli yerine götürmüş ellerinden tutarak. Muraşka daha adımını atar atmaz, salıvermiş benliğini zaten yaşamamın anlamı yoktu, bir de o alsın götürsün istediği yere ne kaybederim ki diye. Ama kazanacaklarını aklının ucuna bile getirememiş.
Daha Paryoşa'nın mabedine girer girmez içinde yeniden canlanan duyguları hissetmeye başlamış, huzur ve mutluluk uzaktan belirivermiş yüreğine. Muraşka ilk defa gülümsemiş. Gece iyice bastırmış ve Muraşka Paryoşa'nın tedirginliğini sezmiş.
Tekrar dönmüş ona ve "Neden?"demiş.
Paryoşa artık Muraşka'nın sözcüklerini daha o dile getirmeden anlıyormuş, sanki asırlardır birin içindelermiş gibi.
Ve Paryoşa karanlıktan ne kadar korktuğunu anlatmış Muraşka'ya. Muraşka gülmüş, karanlık benim hayatım, sen benim yanımdaysan karanlığa gireceksin demiş.Sonra içinde birden bir ateş yer edivermiş ve titreyen Paryoşa'ya sarılmış. İkiside senelerdir aradıkları bütün soruların cevaplarını yeni sorulara gebe kalarak bulmuşlar bir anda,şaşırmışlar.
Muraşka öyküler anlatırken Paryoşa güven duygusuyla sızıp kalmış oracıkta. Muraşka'nın gözüne uykucuk melekleri düşmemiş o gece. Paryoşa'sı kollarındayken, düşünüp durmuş bu garip tesadüfü. "Tesadüf müydü?"diye.

Paryoşa'nın beyaz ellerini, huzurlu yüzünü ve sevimli gülümseyişini seyretmiş bütün gece ta ki sabahın ilk ışıkları mabede vurup yol alması gerekene kadar. Ayağa kalkmış Paryoşa'yı seyreden Muraşka. Paryoşa uyanmış...
Muraşka "Gitmem gerek, artık vakit geldi." demiş.
Paryoşa'nın içine bir diken oturmuş o anda. Kanının donduğunu,ruhunun ağladığını hissetmiş.
Bu sefer Paryoşa, Muraşka gibi konuşmuş ve "Neden?!"demiş.
Muraşka ilk defa onu anlayan biri olduğunu fark etmiş ama o kadar körmüş kü hayata ve aşka eş ruhunu görmezlikten gelmekteymiş.
"Bu benim hayatım...Ben karanlığm, sen çok aydınlıksın olamayız beraber. Canım yanar seninle.." demiş.
Paryoşa yalvarmış, göz pınarları kuruyana kadar ağlamış, Muraşka dinlememiş onu ve aslında içi buruk olarak acımasızca başlamış gene kürek çekmeye. Her kürek darbesinde Muraşka anlam veremediği bir sesle, acıyla irkilmiş. Yeni ülkeler görmüş, yeni heyecanlar yaşamış aynı aşkın olmasını bekleyerek içinde ama aklında hep Paryoşa'nın beyaz elleri, gülen gözleri, melek sesi varmış.

Birgün dayanamamış Muraşka Paryoşa'nın sesinin çağırışlarına ve ilk defa aynı ülkeye dönmek için kürek çekmeye başlamış. Muraşka bu oluş hali içinde bir türlü yolu bulamıyormuş, akıntı ters yöndeymiş artık.
Keşke diyormuş hep"Keşke gitmeseydim!..."
Paryoşa kendini yollara vurmuş birgün yeniden nehir kıyısında Muraşka'yı bulmak için. Yıllar geçmiş Paryoşa hala içinde umutla, gözünde yaşla, yüreğinde aşkla Muraşka'yı aramış nehir kenarında.
Muraşka artık birgün akıntıya daha fazla göğüs gerememiş bu kez Paryoşası için dalgalardan gelecek ölümü beklemiş sandalında.
Paryoşa yıllar sonra gene aynı sesi duymuş "Aradığın benlik nehrin kıyısında, koş ona!."
Paryoşa bütün gücüyle koşmuş, anlamış ki Muraşkası gene nehrin kıyısında. Ne kadar hızlı koşarsa koşsun, bağırırsa bağırsın; Muraşka kendini aşka o kadar kaptırmış ki, gerçek aşkını göremiyormuş. Paryoşa suya atılmış gene yüzme bilmediğini unutarak...akıntıların arasında güçlükle birleşmiş elleri. Paryoşa yukarı çıkmaya çabaladıkça Muraşka aşağı batıyormuş.Bir anda gözgöze gelmişler ve sözcüksüz konuşmaya dalarak bedenlerini teslim edip ölümsüzleşmişler.
Son sözlerinde Muraşka "Yeniden bul beni Paryoşa, bu defa gitmeyeceğim başka diyarlara!"demiş.
Paryoşa son kez iri gözleriyle ışık saçmış, yüreğinde sevgiyle "Ellerini bir daha bulacağım Muraşka ve bu kez ait oldukları yerde kalacaklar!"demiş.
Teslim etmişler kendilerini yeni bir hayata ve bu kez gene uzak iki şehrin insanları olmuşlar aynı duygulara aynı özelliklere sahip olarak.
Ama bu defa o en eskilerin Muraşka'sı ve Paryoşa'sı direnmeyi asla kesmemiş, tutuşmuşlar elele, bambaşka bir grinin içine dalmışlar. Ne Muraşka ışığın parlaklığına erimiş ne Paryoşa karanlığın korkusuna yenilmiş.
Eş-ruhlar artık ayrılmamak üzere yeniden buluşmuşlar...

Ferjara hicey
Hiceya mararuşa
Yeliha ruji ya harguşa
Herridey mandi
Kurfara eti loya meni loy hargaya uraşa
İnna muraşka
İna fadey, ina limni, ina godiya
Hirjerimanju
Manjudey inda huji
Mendiya fergira yaruşa
Elderi huncay
Araju keyadoşa
Viteya foraşi uraşa
İnna muraşka
İna fadey, ina limni, ina godiya
İna godiya…. godiya…. ina godiya….. godiya
Yuvaşi derey
Memiley danotuji
Efiyo lahşi dar uraşi
İnna muraşka
İna fadey, ina limni, ina godiya
İna godiya…. godiya…. ina godiya….. godiya
İnna muraşka
İna fadey, ina limni, ina godiya

Hadi gel yaklaş..

Düşlerimin içinden çık..
Aşkımın içine gir. Tanrının mağrasındayım ve sıcak yatağımı sana sunmaktayım Muraşka...ölme...
Ölmeden yaklaş ve gecelerin mavi sevişmelerinden beni ayırt et.
Çünkü dünyaya ışıklar vermek icin geldim ben...
Bulutlar kadar ak...
Denizler kadar mavi aşklar sunan insanlara.

Hadi gel muraşka...
Aşkıma cevap ver...
Çünkü en güzel sevişen benim.
Dünyayla, kuşlarla, insanlarla...
yaklaş hadi gel...
Gel muraşka...
Soğuk gecelerime.
Yıldızları kabart sıcaklığı sunan vucudum, senleyim...
Sıcaktan öleyim.
Koynuna tak beni... Kalbinin içine...
Hadi kalbinin içine gireyim...
Kalbinin içinden geçeyim...
Yıldızlar kadar sapla beni, bedenimi..
Hadi, hadi muraşka...
Ahh inna muraşka ina fadey inanimni ina godiya!

0 Haykırış :

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...