27 Aralık 2010 Pazartesi

Son Nefes: Öncesi ve Sonrası

Gece oldu, gün karardı.
Gözlerimi kapatırken,
Biliyordum güneş oradaydı.

Oysa ki,
Söyleyecek çok şeyim vardı.

Aklımda azda olsa kaldı.
Benliğimi esir ederken,
İçeri sızan bir ışık vardı.

Sanki bir şeyler yarım kaldı.
...

Karşılık beklemeden hep sevdi.
En çıkmaz anlarında dahi,
Bulamadı hiç aradığı şefkati.

Acı ile dövülen ruhu, günbegün eridi.
Yaşadığı tüm yalnızlığa rağmen,
Bugüne kadar direndi.

Özlemini duyduğu sade bir yar'dı.
Ölüme yürürken dahi,
Rüzgarı alamadı ardına hiç bahtı.

Herkesin tek görebildiği,
Yaşlanmış ruhunun
İçinde bulunduğu genç bedeni idi.



Nevzat Orkun Çeviker

22 Aralık 2010 Çarşamba

Uyku

Son 4 5 gündür hiç uyanasım gelmiyor, o kadar güzel rüyalar görüyorum ki, yaşanmışlıklarımın aksine, samimi, içten ve mutlu. Uyuyabildiğim kadar uyumayı yeğliyorum, bu yüzden son zamanlarda okulu biraz askıya aldım. Uyanıyorum, tekrar yorganın içine kafamı gömdükten bir süre sonra yine uyuyorum ister istemez. Sonra tüm günümü o rüyaların hayaliyle, kafamın içinde olan yeniden gösterimleri ile geçiriyorum. Sanırım yönetmenlerde kendi çektikleri filmler için aynı şeyi söylüyorlardır. Farkındayım kendimi oyalıyorum, gerçekleri görmemek adına tutunacak şeyler arıyorum. Ama er ya da geç yüzümde patlayacak o gerçeklerinde farkında değilim denemez. Sadece erteliyorum, hayatıma dair kurduğum tüm planlar gibi acılarımı da erteliyorum. Olur ya, tıp ilerledi, belki derdimin bir çaresi bulunurda ertelediğim acıları çekmeden kurtulabilirim bir gün. Veya bir sabah gözümü açtığımda asıl tüm bunların rüya olduğu sürprizi ile karşılaşırım. İşte o zaman içten bir 'yaşasın' sözcüğünü duyar benden bu hayat. Yoksa bu gidişte, 'otur yerine, sıfır' cümlesini daha çok duyacak benden...

Nevzat Orkun Çeviker




18 Aralık 2010 Cumartesi

15 Aralık!

Üç gün geçti... Üç gün önce doğum günümdü... Diğer günlerden pek bir farkı olmayan günlerden biri işte. Üniversite yıllarım boyunca hep doğum günüm vize haftası oluyor, ne güzel bir hediye olsa gerek dimi? Mezun olurken gidip hocalarıma ve bölüme teşekkürlerimi ileteceğim sanırsam. Hala da bitmedi sınavlar, projeler, ödevler... Şu ara bir boşluk bulamamıştım bir şeyler yazmak için, sanırım o fırsatı yakaladım şu an. Bu seneye kadar duvarımda 'ne gündü...peh, 15 aralık...' yazıyordu, her sene için ise bir çentik atıyordum. En son 3 çentik olmuştu, keşke silmeseymişim, özleyeceğim aklıma gelmezdi, çentik atmaya ihtiyaç duyacağım gibi. Doğum günü tebrikleri genelde en kötü günün bugün gibi olsun vs. gibi cümleler üzerinden yürüdü bu senede, her seneki gibi... Çok ciddiyim, olmasın! Hatta mümkünse 15 aralığı atlayalım. İstemiyorum o günü yaşamayı. İnsan hayattan nefret ederken, yaşadıklarının acısını çekerken nasıl olur da 'doğduğu' güne sevinebilir... Kafasının içinden türlü şeyler geçirirken nasıl olur da mutlu olabilir... Yaşamaktan zevk almayan bir beden, bir ruh için 'iyi ki doğdun' cümlesi kadar anlamsız ve saçma gelen başka ne olabilir?
...
Hala bu kadar güçsüz ve zayıfken daha büyük acıların hedefi olmaktan korkuyorum. Elbet yaşanacak acılar, gün gelecek ama o günün yarın olmasından korkuyorum! Ben daha hazır değilim, hele ki daha kendi benliğimi kabullenememişken. Lanet olsun! Engel olamıyorum bu düşünce seline, kapıldım gidiyorum. Karşı koymak için içinde bulunduğum her çabanın sonu hüsran oluyor. Bitkinim, yorgunum, mutsuzum... Akıntıya karşı kürek çekemiyorum artık, acılarımın esiri oldum. Beynimi kemiriyorlar yaşadıklarım ve yaşamaktan korktuklarım. Bir başımayım, yalnızım ve hiç bir beden bu yalnızlığımı dindiremiyor, dindirebileceğine olan inancımda günbegün azalıyor... Kontrolümü kaybediyorum, sanki yüksekten düşer gibi, engel olamıyorum. Hızla kaçınılmaz olan sonuma yaklaşıyorum. Ve sen, beni yarattığını iddia eden, sana olan inancımda olabildiğine eriyor. Beni aşağı atan sendin, benle birlikte inancımında yok olacağı gerçeğini nasıl göz ardı edebildin. Ve korkularım, beden buldukça da devam edecek bu çöküş.

Nevzat Orkun Çeviker

14 Aralık 2010 Salı

Yalan

Onca düşlerin ardından,
Geride yok mu eksik kalan?
Şimdi anladım, çok geçti zaman
Meğerse hepsi koca bir yalan.

Ağzından çıkan hep yalan dolan
Bir şekilde hep sona varan
Yüreğimin derinlerinde yatan
Fırtına misali aniden kopan

N.Orkun Çeviker

11 Aralık 2010 Cumartesi

Ben olmak isterdim

Ben olmak isterdim
Herşeyden çok belkide,
Ben olmak isterdim
Hayalini kurduğun erkek.

Günlerce, gecelerce düşünüp,
Yüreğinde heyecan yaratan
Ben olmak isterdim
Sarılıp koklamak istediğin erkek.

Kendini çaresiz hissettiğin anda,
Sesini duyup rahatlamak isteyeceğin
Ben olmak isterdim
Teninde huzur bulacağın erkek.

En sıcak gülümsemenle kaşılayıp
En içten ses tonunla konuşacağın
Ben olmak isterdim
Geceleri sevgisiyle ısınacağın erkek.

Ben olmak isterdim,
Herşeyden öte senin olacak,
Seveceğin erkek.

Nevzat Orkun Çeviker

Bir Rüya İçin Ağıt

Tiyatral bir rüyanın son perdesinde gibiyiz. Ben uyanmak istemeyeni, sen ise biran evvel uyanıp gözlerini ovalamak isteyeni oynar gibiyiz. Oysaki rüyayı mutlu kılabilmek için tüm iyi niyetimle elimden geleni yapmıştım. Biliyorum son perdeyi er ya da geç oynayacağımızı fakat hüzün dolu bir finalin hele ki bu kadar erken olabileceğini aklıma getirmemiştim hiç. Kaçınılmaz olan bir sonu bu kadar kötü oynayabileceğimizi düşünemezdim bile… Sence de iyi bir sona hazırlıklı olmamız gerekmez miydi? Dediğin gibi kaybedeceğin bir şey yoktu, nede olsa gidecek olan sen, geride kalansa ben. Keşke aynı anda gidebilme gibi bir ihtimalimiz olsaydı da omuzlarıma çöken yükü hafifletebilseydim. Neyse ki artık daha zor yaralanıyorum ve daha kolay kabuk tutabiliyor yaralarım. Buda benim züğürt tesellim işte… Kimseyi suçlamıyorum, suçlu hayatın ta kendisi ki, tabi bir mutluluğu bana hak görmeyen. Yanlış zamanda, yanlış yerde, yanlış insanların hayatıma girmesine neden olan. Tüm yanlışlıkların koca bir hata olan ‘ben’in etrafında toplanması. Alışıyorum buna, alışıyorum yaşanmışlıkların bir adım ötesine geçemeyip, hayallerin metrelerce berisinde kalmaya. Hayatımla paralel tuttuğum hayallerimi birbiriyle kesiştirememeye alışıyorum. Alışmaktan öte kabulleniyorum istemeyerek. Herkes gibi bende değişiyorum… İyi değiliz, iyi değilim ve iyi rolü oynamak dahada kötü yapıyor beni.

Nevzat Orkun Çeviker

7 Aralık 2010 Salı

Yalnızlığı öğrenmek zorundasın çocuk...

Sevdim, değer verdim, önemsedim, biranda herşeyim oldun, herşeyim yaptım... Ama en büyük hatam buymuş... Sevmek, değer vermek... Hepsi koca bir boşlukmuş senin için, değersiz koca bir boşluk... Tüm iyi niyetimle açmıştım sana kalbimi, tüm saf duygularımla ortak etmiştim seni yüreğime. Hata bendeymiş ki kendimi ağırdan satmamışım. Bana sahip olduğunu hissettirmişim, meğer sende farksızmışsın, meğer sende sahip olup, s*ktiri çekenlerdenmişsin. Eski yazdıklarına bakıyorum...birde son zamanlardakilere... Birde hala ben değişmedim diyebiliyorsun ya en çokta ona şaşıyorum! Ama dediğim gibi hata bendeki sana kaptırdım kendimi. Keşke en başta kıyıpta canını yakabilseydim biraz, şu an çok daha farklı bir konumda olurduk o zaman...  



"Child of the wilderness
Born into emptiness
Learn to be lonely
Learn to find your way in darkness

Who will be there for you

Comfort and care for you
Learn to be lonely
Learn to be your one companion

Never dreamed out in the world
There are arms to hold you
You’ve always known your heart was on its own

So laugh in your loneliness
Child of the wilderness
Learn to Be lonely
Learn how to love life that is lived alone

Learn to be lonely
Life can be lived life can be loved alone"

1 Aralık 2010 Çarşamba

Aşk Mimi

Blogumun herhalde tek takipçisi olan Lethe mim'lemiş beni bu mim'dede :)
Mim’in konusu: “Size göre aşk nedir? Bir ilişkiden neler beklersiniz?”

Öncelikle 'aşk'ın ne olduğunu tanımlayabilmek için 'aşk'ın varlığına inanmak gerekir, evet 3 harften ve tek heceden oluşan 'aşk' tamda göründüğü gibidir. Mutlaka 'aşk'a burnunu sokan bir 3. kişi oluyor ve tek nefeste bitiyor bu güzel duygu. Çünkü karşılıklı yaşanamıyor, sen aşık olursun ama onun beklentileri farklıdır, o sana aşık olur ama senin bu ilişkiden öngördüğün şeyler farklıdır. Yani asla ortak bir yol bulunup, o ortak yolda elele yürüyemezsin. Hepsinden öte aşk fedakarlık ister, anlayış ister, empati ister, özveri ister, bencil olmayıp paylaşabilmeyi ister ve hepsinden öte dürüst ve saygılı olabilmeyi ister! Bunları bir kenara bırakıp 'ben aşığım, çok seviyorum' demek bence 'aşk'ı ayaklar altına almaktır. Zaten günümüzde gerçek aşk ne kaldı, nede yaşanıyor... Liselilerin ergen oyunlarına alet olmuş, kirlenmiş bir 'aşk' kelimesinden ne bekleyebilirsiniz ki... Gerçek aşk ile ilgili en acı tarafsa, farkına varmadan avucuna almasıdır seni. Yüzünde aptal bir gülümseme, aklında yaşanmamışlıklarınızla ilgili hayaller içerisinde buluverirsin kendini bir anda, ve anlarsın ki, 'aşk'...
Ven ben biriyle bir ilişki içerisine gireceksem, saydığım şeyleri verebileceğime inandığım için girerim ve haklı olarak ta aynı şeyleri beklerim. Bir ilişkiyi ne acılarımı unutmak ne de pişmanlıklarımı dindirmek için kullanırım. Ya sevdiğim için varımdır, ya da sevmediğim için yokumdur. Hepsi bu.


...
Bir mim'de benden size;
http://aylakmatmazel.blogspot.com/
http://darkmirror7.blogspot.com/
http://tugcesenguller.blogspot.com/
http://cakmayunantanricasi.blogspot.com/

http://pisibu.blogspot.com/

http://imgeselzihin.blogspot.com/
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...