27 Aralık 2011 Salı

Öznesini yitirmiş u/mutsuz cümle




Bana mutsuzluğu tanımlaya bilir misin diye sorsalar, nerden başlayacağımı bilemezdim. Hayatımda o kadar çok mutsuzluk tanımı var ki. İnatlaşırcasına hayatın kötüye gitmesi, kurduğum düşlerin bile umudu yok, umutlarım dahi umutsuz bir şekilde kalakalmış ortalıkta, bir sahip çıkan yok. Sahip çıkarmışçasına yanaşanlar, biranda o umutların öznesi olanlar, sonra hiçbirşey olmamış gibi çekip gidenler. Oysa ki o kadar kolay ki umutlarıma özne olmak, sadece kendilerini sevilmeye bırakmak yapmaları gereken, ne bir güzel söz ne bir dokunuş beni mutlu edecek. Sadece sevmek, sevmek, sevdiğini mutlu etmek. Onun mutluluğunun yansımasını, ışıldayan gözlerinde görebilmekti benim u/mutluluğum. İsterdim ki ayalarımla ısıtayım soğukta titreyen ellerini, soluklaşan yanaklarını. Dokunayım saçlarına, sımsıkı sarayim bedenini.

Çok yorgunum, seni beklemekten, sana umutlanmaktan, geleceğini umduğum  güne geri saymaktan. Şikayetim bana baki bir mutluluk bahşetmeyen bu hayata. Bıktım artık göçebe insanlardan, yüreğime dokunup sonra çekip gidenlerden. Hayatıma bana sormadan girip, sonrada kendi çıkarı uğruna yine bana sormadan ansızın gitmeye hakkınız yok. Beni ilgilendiren mevzularda beni safdışı bırakamazsınız. Bu kadar kolay giremezsiniz hayatıma. Hiçbirine hakkınız yok. Hele ki u/mutsuzluklarıma beden olmaya hiç hakkınız yok!

Nevzat Orkun Çeviker







13 Ekim 2011 Perşembe

Kocaman bir tarlanın ortasındayım...

Kocaman bir tarlanın ortasındayım.

Son şiirini yazan bir şairin,
Yazarken özenle seçtiği kelimeler gibiyim.
Bir çırpıda okunup, tüketilen,
Her yeni başlangıçta devridaim edilen
Sonuna büyük bir zevkle nokta konulan.

Bir kelime...

Ağlamıyorum sadece bir kelimeyim diye,
Yanmıyorum cümleler olup,
Paragraf paragraf akanlar gibi olamadım diye.

Nevzat Orkun Çeviker

12 Ekim 2011 Çarşamba

Düş Güzeli

Zamansızdı gidişin, hayatıma girişin gibi belki de. Sana olabildiğine yürekten bağlanabileceğim bir andı çıkıp karşıma dikilişin. Yorgundum... Bir o kadar da bitkin. Sevdim tüm yüreğimle, özledim, kıskandım, düşledim... Aklımdaydın hep, sarıp sarmalamak istediğim bir yanımdın sen benim. Karanlıkta sığındığım bir kıyıydın, yüreğim daraldığında düşlediğim düş güzelimdin sen benim. Hayatın renklerine anlam katabildiğim bir yoldun benim için. Bu kadar kısa sürede özleminle dağlanan yüreğimdi sana yakaran.

Nevzat Orkun Çeviker

11 Ekim 2011 Salı

Unutmalı


Zamanı alabilmek isterdim bir yıl geri, belki daha da öncesi. Beklerdim hayatıma gireceğin o güzel ağustos gecesini. O günün geleceğini bilmek bile mutlu ederdi beni. Ve o eşi benzeri olmayan sekiz ekim gecesi söylerdim sevdiğimi. O kadar çok özlüyorum ki, rüyalarıma konuk ediyorum seni. Her günün gecesinde bıkmadan usanmadan düşlüyorum seni, sardığını bu bir çare olmuş bedenimi. Unutmam gerektiğini bilmek bile acıtıyor şu yüreğimi. Bilmiyorum sevebilir miyim bundan gayri bir başka geceyi. Biliyorum unutmam gerek seni, unutmam gerek senle ilgili her şeyi. Yaşamayı unuttum ama hala unutamadım seni.

Nevzat Orkun Çeviker

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Özlem


Rüyamda gördüm dün gece seni
Ya da sana çok benzeyen birini
Sorduğumda adın özlem idi
Yaşadığım gelgitlerin tüm sebebi
Sana olan özlemimdi

Nevzat Orkun Çeviker

On Altı Dakika

16
Ramazan geldi, oruç tutmuyorum fakat bana zarar veren bir başka şeyden kendimi uzak tutmak için niyet ediyorum. On altı saat seni düşünmeyip, kalan sekiz saatte düşünü kurmak. Ama bunu dahi başaramıyorum, değil on altı saat sanki on altı dakika dahi sensiz geçmiyor. Nefes almak gibi, göz kırpmak gibi vücuduma olağan bir refleksmiş gibi edindim seni. On altı dakika… En iyi ihtimalle on altı dakikada bir düşlüyorum seni buda günde yaklaşık doksan defa aklıma geldiğini gösterir. Dedim ya, en iyi ihtimalle… Üst limitini düşünmek dahi istemiyorum.

Nevzat Orkun Çeviker

5 Mayıs 2011 Perşembe

Önsezi

Eskiden beni heyecanlandıran durumlarda mutlaka bir şekilde hayal kırıklığına uğrar, canım yanardı. Zaman geçti, canım daha fazla yandı. Canım yandıkça sezgim kuvvetlendi, artık heyecana kapılmıyorum öyle hemen, dolayısıyla da hayal kırıklığına uğramıyorum. Daha serinkanlıyım, bir şekilde hissediyorum olayların nereye nasıl varacağını, bu güzel bir şey, kendime karşılığı olmayan hayaller bahşetmiyorum fakat bu seferde o sonunu kestirdiğim olayların ‘son’ları üzüyor beni, yakıyor canımı en başından. Şimdi o eski şapşal saf âşık hallerimi arar oluyorum, en azından o şapşallığın getirdiği heyecan vardı, kısada sürse mutluluğu vardı. 
Şimdi daha gerçekçiyim, öyle bulutların üzerinde falan gezinmiyorum fakat daha mutsuzum.

Nevzat Orkun Çeviker

3 Mayıs 2011 Salı

Silüet


Düşünü kurduğum bir sendin, herhangi bir isim takmadığım, herhangi bir yüz çizmediğim bir sendin… Sadece var olacak bir sen diledim, varlığıyla şu naçizane ruhumu okşayacak, saçlarıma dokunacak, ısıtacak bir sen… Yanıma uzanıp birlikte hülyalı düşlere yelken açacağım bir sen... Akşam yemeğimizi yedikten sonra, zamana aldırmadan bize ayırabileceğimiz şekerleme vaktimizin olacağı bir sen… Birbirimizin yaptığı aptallıklara katılarak güleceğimiz bir sen… Gözlerinin içerisinde kendimi yitireceğim, varlığıyla yanımda oluşuyla yeten bir sen…

‘Sen’din tüm düşlerim, ‘sen’din tüm geleceğim, ‘sen’din yaşama tutunduğum amacım, gayem…

Ve uyandım uykumdan, varlığına inandığım sen, eskiz kağıdına karalanmış bir silüetten ibaretmiş. Ve her şey yine başa döndü…

Nevzat Orkun Çeviker

23 Nisan 2011 Cumartesi

Sade bir sen

Sözlerin değildi beni inciten.
Güneşin doğuşu, batışıyla birlikte,
Aldığım her nefese anlam veren.
Sebebim olan sade bir sen

Senden miras kalan o hissi bir bilsen.
Görsen şu mazlumun halini de,
Hani olur ya, az insafa gelsen.
Sebebim olan sade bir sen.

Geride zoru başarmak için kalan bir ben,
Sebebim olan sade bir sen.
Tek düşümdü halbuki; Sade bir sen ve ben!

Nevzat Orkun Çeviker

8 Mart 2011 Salı

Ankara

Nede güzel kar yağıyor sana,
Başka türlü çekilmiyorsun be Ankara,
Bu anı paylaşacak biri olsun isterdim yanımda,
Oysa arda kalan yaşanmış sade bir drama.


Nevzat Orkun Çeviker

7 Mart 2011 Pazartesi

Eskiz

Hayatım bir eskiz kâğıdıymışçasına karalandı, silindi ve tekrar karalandı. Ve her defasında silerken yıpranan sayfalarımdı aslında alnımdaki kırışıklıklarım, sildikten sonra kalan iz idi ağarmaya başlayan saçlarım, defterin yırtılan cildi ise günbegün eğilen omurgamdı aslında. Her yeni hikâye daha da yordu beni. Yapraklarımın taşıyamayacağı yüklerdi hikâyelerim; ilk sayfalarının düzgün el yazısıyla yazılıp, çevirdiğim her sayfada okunamayacak hale gelen bir yazıydı hikâyemi anlatan kelimeler, cümleler. Sayamadım kaç yaprağım boşa heba oldu yırtılıp, buruşturularak bir kenara atılan. İlkokuldaki defterleriniz gibiyim bir bakıma, ilk haftalar özenle çevrilen yapraklara özenerek yazılan kelimeler birkaç ay sonra hunharca yazılmaya başlanırya; benim hikâyelerimde öyle yazıldı işte. Tek fark şuradaydı ki; oda sizin her zaman yeni bir defter alma şansınızın olmasıydı.

Nevzat Orkun Çeviker

18 Şubat 2011 Cuma

Bir Çare Bu Yar'e

Öylesine işlemişsin ki benliğime,
Korkar oldum gözyaşı dökmeye.
Yanağımdan süzülürken sen,
Canım yanar, dayanmaz bu beden.

Oysa nede alışmıştık birbirimize.
Seninle ıslattığım yastığımdı her gece,
Başımı koyup daldığım düşlere.
Bir umut, olursun bu derdime,

Bir gün belki bir çare...

Nevzat Orkun Çeviker

3 Şubat 2011 Perşembe

Terapi - 4

Küçük bir çocuk gibi hala duygularım. Küçük bir çocuğun ki kadar kırılgan, küçük bir çocuğun ki kadar saf ve masum… Yüreğim büyümeyi reddeder gibi bunca yıl o masumluğunu korumuşken hala insanların çıkıp bu kadar acımasız davranışının sebebi ne olabilir ki? Neden eski acı tecrübelerinin sonuçlarını bana yansıtmak zorundalar ki, neden sadece bir şans vermezler ki? Saf ve bir o kadar derin olan duygularımı tüm samimiyetimle kendilerine açarken neden bencil davranışlar ile karşı karşıya kalmak zorunda kalıyorum ki? Tüm bu çakışmaların çetelesini neden hep ben çekmek zorunda kalıyorum ki? Anılarla mücadele edip, uyandıktan sonra kâbusa dönüşen rüyalarla cebelleşmek zorunda kalıyorum ki? Uzmanlar kurtuluş yolu olarak sebeplerini yok etmek gerektiğini söylüyorlar. Sebep bitmiyorken hangi birinden nasıl kurtulacam ki. Yüreğime kilit mi vurmam gerekiyor? Mümkün olsa şimdiye çoktan üzerine beton atmıştım. Yüreğime söz dinletemiyorken nasıl olurda sebepleri yok edebileceğimi düşünüyorlar. Tüm olanlara rağmen masumiyetimi kirletip, gördüğüm muameleyi uygulayamıyorum bile. Herşeye rağmen özlüyorum işte… Oturmuşum pencerenin kenarında, geçen arabaları izlerken, kendimi kaldırımdan geçen insanların yüzlerinde, kıyafetlerinde seni ararken buluyorum. Boynuna sarılmayı özlüyorum, tavla oynarken kırılan her pulunda yaşadığın o sevimli sinirlenişlerini özlüyorum, koluma girdiğinde yüreğimde oluşan kıpırdanışı özlüyorum, yüzündeki o tatlı tebessümü özlüyorum. Kısaca seni sen, beni ben yapan bir seni özlüyorum.

Nevzat Orkun Çeviker

14 Ocak 2011 Cuma

Titre ve Kendine Gel!

Titremek çare değil ey zat!

Çekmişim üzerime yorganı kat ve kat!

Dediler ki hayallerin işe yaramaz, sat!

Ve sonunda işte oldum şah mat!



Nevzat Orkun Çeviker

7 Ocak 2011 Cuma

Sanmak

Hani dersin ya,
Ben canını yakmadım,
Sen canını yaktığımı sandın diye.
Unutma ki güzelim,
Bir şey yüreğini yaralamadan canın yanmaz,
Sen yüreğini ortaya koymuşken,
Biri üstüne basıp geçmeden canın yanmaz,
Hepsinden öte,
Canın yanarsa hissedersin en derinden.
Yani kısaca canının yandığını sanmazsın,
Sadece hissettiğin için canın yanar.
Ama sana neyi sanacağını söyleyeyim.
Karşındakinin hal ve tavırlarına aldanıp,
Sevildiğini sanırsın.
Yalandan gülüşlerine yanıp,
Sevildiğini sanırsın.
İşte sanmak böyle birşeydir,
Ve sanışların sebep olur canının yanışına,
Canının yanışı sebep olur yaşamdan kopuşuna.
O yüzden bari sandın deme bana,

Sanmadım...

Hissettim iliklerime kadar...

Nevzat Orkun Çeviker

Bozuk Zaman

Günler o kadar çabuk geçiyor ki, bir taraftan da bir o kadar yavaş. Sanırım zamanın bu akış hızı en son olmasını istediğim şekilde. Ne acılarımı unutturacak kadar hızlı, ne de doğru kararları verebileceğim kadar yavaş. Öyle bir akıyor ki, daha neyin ne olduğunu, niye olduğunu kavrayamadan, her şey bir sonuca varmış ve tüm olup bitenlerden zararlı çıkan yine ben olmuşum. Oysa o kadar çok isterdim ki yaşamın sonuna bir celsede varabilmeyi, tek celsede kefene girebilmeyi. Ya da her şeyin yerçekimsiz bir ortamdaymışçasına olabildiğine yavaş gerçekleşmesini... Tüm bunları düşündükçe, zamanın bu akış hızına adapte olamayışımın farkına vardıkça bu dünya için, bu zaman için yaratılmadığımı düşünüyorum, ya da kendimi adapte edemiyorum. Ve bu edilgenlikten olan uzaklığım da yok oluşumu hazırlıyor, her geçen gün daha da zayıflıyorum, daha da yenik düşüyorum hayata ve daha çok canımı yakıyor kan isteyen bedenler. Yok oluşumu yeni bir başlangıç olarak düşünmem sanırsam tek optimist düşüm. Şu hayat sahnesinden bir figüranlık rolü dahi kapamadan gidiyorum. Hayata, insanlara ve hepsinden öte kendime bir şey katamadan çekip gitsem kime ne gibi bir eksiklik hissettiririm ki? İşte cesaretimin asıl ve baki kaynağı burada yatıyor. Bu kesinlikle kolaya kaçmak değil, aksine kolayı yapmakta zorlanıp, daha zor olana cesaret edip, yeltenmek. Bir protesto da diyebiliriz buna. Bu şekilde var olmak istemiyorum. Keşke insanlar ruh yaşlarına göre bu dünyadan göçebilselerdi, toprağa defnedilselerdi bedenlerinin genç ve pürüzsüz görünüşlerine aldırmadan. Keşke diğer insanların da görebildiği ruhlarımız olsaydı. Oysa ki ben, aynaya baktığımda tek görebildiğim, insanların bende gördüğü genç bedenin aksine, yaşlanmış ruhum. Yorgun ve bitap düşmüş bir şekilde günbegün nasıl eridiğimi takip etmek, ne kadar zor bilir misiniz? Taşıyamıyor artık bedenimi, 20, belkide 30 yaş genç geliyor bedenim ruhuma. İnsanların fiziki durumuma bakıpta bir şeyler beklemesinden nefret ediyorum, halbuki göremedikleri bir ben var, ve o göremedikleri Orkun, beklentilerinizi karşılayamayacak kadar yorgun ve tek dileği çekip gidebilmek, sorgusuz, sualsiz.

Nevzat Orkun Çeviker
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...