2 Ekim 2013 Çarşamba

Cırcır Böcekleri

Gece yine sensiz, sol omzum boşta, üşüyor yanağın olmadan. Camdan görünen sokak kedileri, lambanın etrafında tavaf eden cırcır böcekleri, rüzgarla ileri geri sallanan alt dükkanın tabelası. Hepsi birbirinden umarsız bir şekilde yerini almış bu hayatta. Ben ise, bir türlü bu hayatta bir yer edinemeyen ben, her şeyden vazgeçmiş bir şekilde yatağımdan tavanı izlerken tek mutluluk veren şeyin edebi istirahata çekileceğim zaman ki yüzümde oluşacak tebessüm olduğunu fark ediyorum. Bir ürperme ile tüm kaslarım kasılıyor ve kalbime derinden bir sızı yerleşiyor, ama yine de yüzümde ki tebessüm, huzur ifadesi yerini koruyor, bırakmak istemezcesine, direniyor. Zor olan aslında tam tersiydi, bedeninize tesir edebilecek hiçbir güç yok ruhunuza batacak bir iğneden daha büyük. Oyunun kuralları açık ve net, en baştan belli, oynayıp oynamayacağınız sorulmadan, zorla yaşatıyorlar size bunu.  Seçme şansı tanımamaya devam ede dursun hayat, ben kendi yoluma gitmesini bileceğim elbet.  
Herşey zamanı geldiğinde…

Nevzat Orkun Çeviker

19 Eylül 2013 Perşembe

Ölüm kadar soğuk

Ölüm kadar soğuk, ölüm kadar beyaz ve soluk teninde, bir kış esintisi gibi esen soluğunda açtım gözlerimi. Ölümü kabullenmek işte bu kadar güzel, ölüm aslında koynunda uyuya kalmaktı, teninde uyuşmak, gözleri kamaştıran o beyaz ışığının altında sarhoş olmak. Ölüm sendin.  Azrail misali, ölümü bana getiren sendin. Ağır ve sancılı bir ölümdü seni sevmek, sana koşmak, seni duymak. Baştan sona bir tuzaktın bana, ve o tuzağa koşarak atlayan bir bendim sana.

Nevzat Orkun Çeviker

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Ölüyorum


Ölüyorum, ölüyorum da diyemiyorum sana, diyemiyorum insanlığa. Salınıyor ruhum her gece ölümden ölüme.  Ölümlerden ölüm seçiyorum düşlerimde kendime, her seferinde farklı bir son düşüyor payıma, farklı bir ölüm. Eninde sonunda elbet gelecek olana bu kadar özlem ile kucak açmak artık elimde kalan tek şey belki de. Ona da sıkı sıkı sarılıyorum ki, almasınlar onu da elimden. Benim ölümüm, yalnızca benim olmalı. Üzerinde söz hakkına sahip olabileceğim tek şey belki de.  Ne adı için eşimle tartışabileceğim bir bebeğim olacak, ne de o bebeğin bir annesi. Bunları konuşup tartışacağıma, kafamın içinde ikiye bölünüp kendi payıma düşenin iddia sahibiyle, savunma tarafını oynayacağım, defalarca aynı ipin üzerinde gidip geleceğim, bir yarım diğer yarımı defalarca ipten aşağı itecek, bense defalarca öleceğim bu sonu olmayan oyun içerisinde. Kurşun kalemle yaptığım bu oyunlar, zamanı geldiğindeyse tükenmez kalemle işlenecek hayat defterime. O ana kadarsa kimse hiç bir şey bilmeyecek, işinize de gelecek bu elbette. Duymak istemediğiniz sesim, o gün kulaklarınızı tırmalayacak, vicdanlarınızı parçalayacak, şaşkınlık içerisinde iki damla yaş ve beni öven iki cümle ile birlikte akıtacaksınız vicdanlarınızda ki günahlarınızı.


Nevzat Orkun Çeviker

21 Mayıs 2013 Salı

1017 - Kedi ve Biblo

Kedinin cazibesine karşı koymaya çalışan bir biblo gibi, duygularıma kem vurup bekliyordum. Bir işe yarayacağını ümit ederek erittim akıp giden zamanı. Sonunda bu umursamaz tavırlarım ilgisini çekebilmişti kedinin. O andan itibaren sağlı sollu pati darbelerine karşı koymaya çalışan ben, dayanma gücümü yitirdiğim an büyük bir hızla kedinin üzerine doğru devriliverdim. Daha yere çarpıp tuz buz olamadansa, kedi dört nala kayıverdi gölgemin hızla büyüyen heybeti altından. Bense kaçınılmaz sonumla kalıverdim yine baş başa. Yine paramparça olmuştum. Kedinin ise, her gün oynadığı sıradan bir oyunuydum sadece. 

Söylesenize o biblo bendim de, ya o kedi kimdi?

Nevzat Orkun Çeviker

17 Mayıs 2013 Cuma

1013 - Sayıyla bağımsız yazı

Şu yazdığım satırlar acaba kaç kişiye ulaşıyor. Kendimi ifade etmekte tıkandığım noktalarda bir parça da olsa içimdekileri anlatabildiğim şu sayfaya kaç kişi giriyordur acaba? Hele ki o kişilerden kaçının benle yüz yüze karşılaşma ihtimali vardır da, 'Ya geçen sayfanda yazdıklarını okudumda endişelendim vs vs' gibi cümleler kurabilsin. Aslında birilerinin tesellisine ihtiyacım yok, buraya yazdıklarımda dikkat çekmek amaçlı falan değil. 
Sadece bir nebze de olsa içimi ferahlatabilmek istediğim anlarda, yazmaya cesaret edebildiğim zamanlar bu mısralar sıralanıyor bu sayfada.

Neyse asıl konuşmak istediğim, kendimden haz etmeyişim. Kendime değer vermeyişim. Tüm olan biteni kabullenip köşeme çekildim, sonsuz bir bekleyişe geçtim resmen. İhtiyacım olduğu halde birşeyi alırken kendimi ona değer görmüyorum. Hep fazla geliyor herşey. Hatta şu aldığım nefes dahi boşa, hiçbir amacı yok. Ne diye beni hayatta tutuyorsa. Aynaya her baktığımda kendi suratıma küfrediyorum, artık sıradan bir hale geldi bu. Bir alışkanlık gibi, gayri ihtiyarı bir küfür savruluyor dudaklarımın arasından her defasında.

Ve tüm bu olup bitenlere rağmen, içimde kopan bu fırtınalar, çelişkiler, hiçbiri dilimi çözmüyor, susuyorum, sustukça daha da pısıyorum daha da kapatıyorum algılarımı bu hayata.

Nevzat Orkun Çeviker

15 Mayıs 2013 Çarşamba

1011

Başlıktaki gibi, 1011 gün geçmiş üzerinden. Tam tamına 1011 gün önce girmiştin hayatıma, başka bir deyimle, 33 ay yada 144 hafta... Saat yada dakika olarak ifade etmeye dilim varmıyor, sayılar büyüdükçe daha bir derinden cız ediyor kalbim. Gerçi bir karşılığı olduğundan dahi şüpheliyim.

Bunca zaman sonra neden böyle bir başlık altında yazmaya karar verdim bende bilmiyorum. Aslında aylar oldu buraya veya başka bir yere yazamadım hiç. Yazamadığım her kelime, kuramadığım her bir cümle dönüp dolaşıp kendi yüreğimde patladı tüm bu geçen zaman zarfı içerisinde.

Her gece yazılmamış yazgımızdı düşlediğim uyuya kalmadan. Günün en mutlu ve huzurlu vakti oldu hep bana, sonu hep mutlu bitmezdi ama yinede içinde seni ihtiva etmesi yeterdi bana. Tüm bu düşlerin devamında çoğu gece rüyama farklı bedenler içerisinde geldin bana, sen olduğunu bilerek sardım kollarıma.

Tüm bunlara rağmen, vazgeçtiğim andı seni özgür kılışım, kendimiyse tutsak aşkına.

Nevzat Orkun Çeviker

25 Şubat 2013 Pazartesi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...